astral seyahat hakkında notlar. (4)

en son yazımda, bir daha yazmayacağımı ısrarla belirtmiştim ama sizden sorular gelince yine dayanamadım. aslında çoğu zaman dikkat çekmek için yazmıyorum, çünkü hatırlayamıyorum hayatımda olanları, dönüp bakmam gerekiyor. ayrıca günlüklerim beni hep mutlu etmiştir. kendime notlar gibi çoğu zaman burası. ama size de değer veriyorum, her ne kadar alakasız insanlar takip etse de bazen (sabah nakliyat firması ismi gördüm ya ama şu an baktığımda bulamadım, çok erken vazgeçilen bir sosyal girişimcilik oldu bu sanki ama nakliyatçı amca?) size değer veriyorum dediğim gibi reklamları kaldırdım, taksitleri bitsin mesaj zımbırtısını da açıcam. haha, şaka tabi, burası usa, burada her şey cash’tir, bakıcam mesaj eklentisine vaktim olduğunda bir ara.

şu düğün olayına apayrı bir blog yazısı yazarım, orada anlatacak çok şeyim var öyle bir iki kelime ile geçiştiremem o yaşadıklarımı. kader, alın yazısı denilen şeyi ben ilk defa orada yaşadım. ne kadar sofistike, havalı biri olursanız olun düğününüz anneninizin hayalleri üzerinden yürüyormuş. biz orada bunu gördük. yaşadık. fenaydı.

bu yazı soru cevaptan çok aslında sorulara verdiğim cevaplara göre yorumlamalarınız üzerine olacak. yani bir şeyleri anlamanız için, bu yazı dizisinin ilk 3 yazısını okumanız gerek.

daha gençken edindiğim bir ilke vardır. bu yüzden uyandığım an kendime ilk söylediğim şey “rüya rüyada, hayat hayatta” olur. çünkü bu konuda geçmişte yaptığım çok büyük bir yanlış var. daha gençken bir arkadaşımla yolları ayırmıştık, onu çok seviyordum, gidişine gerçekten çok üzülmüştüm. sonra geceleri onu rüyamda görerek teselli aramak gibi bir hata yaptım. başlangıçta iyi niyetli bir düşünceydi, lakin bir süre sonra rüyalarımda ondan çok daha iyi birini yarattığımı farkettim. içimdeki tüm güzellikleri ona dökmüştüm, gerçekten kusursuzdu. uyumak için saatleri kovalıyordum tüm gün. çoğu zaman bu saatlere yaklaşmak için ilaç da alıyordum. aslında kötü hiçbir şey olmadı. sadece zamanla gerçek hayattaki fotoğraflarına bakmamaya ve bana gönderdiği oyuncakları göremeyeceğim bir yere saklamaya başladım. bir süre sonra onun dünyadaki bu halini artık sevmediğimi anladım.

sonra yine sevdim, daha çok sevdim, hatta bu sefer öyle bir sevdim ki aklımı kaybettim. gerçekten hayatta ilk kez biri ayağımı kaydırdı, ayağımın altından toprak kayıyormuş gibi hissettim. hala öyle hissediyorum, en son ona attığım mesajı yazarken ellerimin titremesi yüzünden telefonumu düşürdüm defalarca. bugün müzik dinlerken anladım ki bu düşmeler sonucu kulaklık-sarj girişinde bir sorun var. mesajı doğru düzgün yazsam yine üzülmeyeceğim telefonu kırdığıma, yolladığım mesajda ben bile ne demek istediğimi anlayamadım. o da okumadan bloke etti zaten sanırım. ben yine ağladığımla kaldım, ona “ya bloke ediyorsun ama ben bunları okundu mesajı olarak alıyorum aslında” yazıyorum, bloke anından sonra bir bakıyorum gözlerim dolu dolu. yaklaşık 4 yıldır, tek kelime etmeden bloke eden birini tabi miktar astral aleme almak istiyorsunuz yani ister istemeden.

ama olmaz…

birincisi niyet kötü. yani sırf bu yaşadığımız hayattaki versiyonunu silmek için rüyalarımda ona gitmek istiyorum diye bir düşünce tarzı ile tek görülebilecek şey canavarlı kabuslar olur. (daha önce yaptığımda sonuçlarını bilmiyordum ama artık biliyorum ve siz de biliyorsunuz) ikincisi adil değil. bir insanı kendi istediği dışında rüyanızda bu şekilde canlandırmanız hoş değil. yani ben de yeniliyorum buna, bazen rüyamda bana sarıldığında felan çok kötü oluyorum, uyandığımda tekrar uyuyup o ana geri dönmek istiyorum ama astral bundan fazlası. bu sarılma anı sadece çok basit bir kısım, hatta sadece giriş diyeyim. bunun için tüm dünyaları yakıp yıkmaya değmez, çünkü astral yapmamı en çok içimdeki temiz sevgiye ve inanca borçluyum. (ama öyle dünyanın en iyi insanı felan da değilim aşağılarda bir yerde öyle olmadığımı anlayacaksınız zaten) kötü niyetle bunu yaptığım an başka güzel yerler de yıkılacak.

(off o ve benim onun hakkındaki yazdıklarım, ömrüm yeterse ileride ciltleştirip ansiklopedi haline getirmek istiyorum çünkü kitap olamayacak kadar çoklar artık)

bu hayatta tuhaf bir şekilde ne zaman ondan uzaklaşsam kendimi yine bir şekilde ona doğru giderken buluyorum. bazen hayatımın alakalı alakasız her yokuş ona çıkıyormuş gibi geliyor. rüyalarımda ise, tam tersi ben kaçıyorum o kaçtığım her yokuşun sonunda beni buluyor. beni yakaladığında, seni seviyorum diyor, hayır sen beni sevmiyorsun, hiç sevmedin de ama sorun değil ben burada yanımda olmandan mutluyum diyorum. gerçeğim ben diyor, keşke olsan diyorum, sarılıp ayrılıyorum. hep kaçıyorum, ısrarcı olursa kendimi uyandırıyorum. çünkü buna alışırsam ve inanırsam uyandığım an normal hayatıma devam edemem, sürekli uyumak ve onun yanında olmak isterim. bu üçüncüsü ve aynı zamanda en üzücüsü. çünkü iyi bir hayatım var, bana şu noktada gerçekten yazık olur. yine uyku ilacı bağımlılığı çukuruna düşerim ve artık çıkamam, geberir giderim.

ve bunların hepsinden de ötesi, ilahi şeyler var. bir şekilde bozarsam gerçekten kötü cezalandıracağımı düşünüyorum. ama bazen de her şeyi kafamda kuruyormuşum gibi geliyor, homeland’daki carrie gibi ya hastaneye mi yatsam etc nasıl bir şey acaba diye de aklımdan geçmiyor değil. gerçi carrie sevdiği adamın kötü olduğunu bir türlü kanıtlayamamıştı bu yüzden kendini hastaneye kapatmıştı ama adamın sonra gerçekten kötü olduğunu anladık ve carrie tüm ect’leri boşuna yedi.

aziz derecesinde nitelendirdiğim, gece gündüz tüm vaktini allaha dua ederek geçiren kimseler tanıyorum, onların rüyalarımdaki mesajları çok vurucu oluyor. en son bloğumda yazdığım gibi, bir süre önce rüyamda bana söylediği kelimeleri gerçek hayatta da tekrar etti yine aziz olmaya aday birisi. “bekle” diyor “onu bekle”.

anlam veremiyorum, aklım almıyor, her şey olmayacağını o kadar gösteriyor ki, şu an evrenin düz olduğuna, onunla barışabileceğimizden daha çok ihtimal veriyorum ama ilahi mesaj “bekle” diyor.

ona seni bekleyeceğim yazıyorum. bloke ediyor.

çıldırıyorum burda, ahaha…

bugün üzerime üzerime geliyor bir şeyler zaten. 1-2 saat önce eşime doğum günü için aldığım saatin resmini internete koymak istedim. resmi çektiğim an rakamlar 3 ve 1’i gösteriyordu. 3’e 10 vardı. bu sayılar bu kişi ile aramdaki kutsal rakamlardır. aslında başka 2 kişi daha var böyle. birisi en üstte yazdığım, rüyalarda ilk yanına gittiğim kişi. (andrea) sinirim bozuldu şu an gerçekten. şu an farkettim o rakamları resmin renklerine bakarken. bu da ayrı bir hayat sınavı benim için.

ben ve benim okb anksiyetelerim…

bugün bisiklete binerken, ya dedim kendi mutluluğumdan geçtim bari sevdiğim şeyleri mutlu edeyim. bu andrea yıllardır kızgın bana, karşısında olsam öldürür, nedeni ise kanadalı olmaktan vazgeçip amerikalı ile evlenmiş olmam. ona doğum gününde bir kart göndermeyi planlıyorum. içine evimin resmini koyacağım. diyeceğim ki eğer gelirsen çok yalnızım, bir kanadalı arkadaşımın benimle oynamasını çok isterim burada ama çok uzaklardayım dersen de bil ki ingiltere’ye vizesiz gelmek için 1,5 yıl amerikan olmayı beklerim. (ingiltere’de yaşıyor) şimdi benim herhangi bir ülkeye vize almakla ilgili hiç sıkıntım olmadı, hayatım boyunca bir kere red yedim o da yanımda götürdüğüm elaman yüzündendi ama buradaki türk pasaportu mağduriyetine sonuna kadar ihtiyacım var. çünkü ingiltere’ye gitmek istemiyorum. bu benim başkası ile hayalimdi. sokaklarında beraber gezmek istediğim kişi andrea değil. şu an hiç samimi değilim. ayrıca amerikan olmayı sadece sanki ingiltere’ye ulaşabilme aracı gibi gösterdim. eşim şu yazıları okusa benimle gurur duyardı kesin! tabiki böyle değil, ingiltere umrumda bile değil. amerika’dayken gerçekten dünyanın hiçbir yeri daha iyiymiş gibi gelmiyor.

inşallah gel demez ama gel derse de bir yolunu bulur giderim. sadece hayatın her köşesinin, aynı insan ile geçilemeyecek kadar uzun olduğuna inanmak istiyorum. bilmiyorum birgün kapımı açtığımda karşımda olur mu ama ona defalarca kere gitmişken andrea’ya da bir kez uğramak fena olmaz diye düşünüyorum. belki ben de yeniden severim andrea’nın bu dünyadaki halini. belki vazgeçerim rüyalarımda yarattığım ona benzeyen ama o olmayan kişiden, belki giderim ingiltere’ye. hayatımda hiçbir hatamı düzeltmek için bir şansım olmadı, belki ummadığım bu şans andrea’dan gelir ve ben onun bu dünyadaki sıkıntılı halini de severim.

özetle, rüya rüyada, hayat hayatta.

gerçi her şeyin olabilirliğine bir miktar göz kırpan bir yazı oldu ama. karıştırmayın işte, birbirinden çıkarımlar yapmamaya çalışın.

sevgiler.

çocuk kalpli.

 

Leave a Reply

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.