stuffed bear.

dün ayı paylaşımım ardından aksine gece recliner’da yattım sağa sola döndüğümde boğulmamak için. tahminlerim doğruymuş. dün elimize geçen hastane faturasında klonezapam’ları gördük, sanırım lamictal, stevens johsons sendorumu yüzünden yüksek dozda verilemediğinden antiepileptik olan klonezepam seçiliyor hastanelerde. ben bunu 2013 yılında yoğun olarak kullanmıştım ama baktım geceleri boğuluyorum, bıraktım. umarım etkisi bugün yarın geçer, gerçekten zor geçiyor gecelerim. sürekli uyanıyorum.

dün kiliseye gittim becca’dan özür dilemek için, yok affediyorum da bunun hesabını soracam 1 nisan’dan sonra, şimdi git dinlen birkaç gün, kötü görünüyorsun dedi. confess’te direk affedilirsin ama diye bağırmak geliyor içimden, hiç beğenmiyorum protestan kilisesinin bu uygulamalarını. şaka bir yana kırılmış, bana güvenmiyor musun sende bu intibayı bırakamadım mı diyor. ben de kolay değil bu hastalığı biriyle paylaşmak, utanıyorum dedim. gene de soracam 1 nisan’dan sonra hesabını dedi, gülerek.

öyle de kindar bir kardeşimiz becca…

sonunda kendime bisiklet aldım. profesyonel bir şey almadım çünkü henüz ne istediğime tam karar veremediğimden ama baharın da sporsuz boş geçmesini istemediğimden yine bir bisikletim olsun istedim. bike lane’lerdeki karların erimesiyle herkes bisikleti ile çıktı sokaklara. hava hala soğuk ama şimdiden tadını çıkarmaya başladılar.

kolayı bile bıraktım, dün hiç içmedim. kahve zaten içmiyordum ama ne oldu, dün canım marketlerde satılan starbucks’ın soğuk cam frappuccino’larından çekti. şaka gibiydi, zor tuttum kendimi almamak için. normalde kahve içmeyen bir insanım, yasak olunca nasıl değerleniyor bazı şeyler. uykumda düzene girecek umarım bugün, akşam 9’da yatıyorum, lunesta onu aldığım andan itibaren 20 dakika içinde uyutuyor, solunum depresyonunu durdursam en az 10 saat kesintisiz uyurum da. bilgisayarımın ve oyun oynadığım televizyonun renklerini daha karanlık renklere ayarladım. parlak ekranlara da uzun süre bakmamam gerekiyor. galatasaray maçlarında ise eşim telefonu bile alacak elimden. twitter’dan bile bakamayacağım. ama bu iyi de oldu, gerçekten eziyet çekiyordum ve kurtulmak istiyordum futboldan.

baya baya mücadele ediyorum yani. öyle moralim kötü de değil. sanki bu hastalık bana ait bir şey değilmiş gibi. kendime kesinlikle yakıştıramıyor kendimle özdeştiremiyorum ve bir an önce geride kalmasını istiyorum.

aslında dinazorlar da bile görülebiliyormuş!

ne güldüm şu ekşisözlük entry’sine. ama gerçekten böyle, hastalık işte rahat bırakın insanları. buna da çok güldüm.

“kadınlar: makyaj malzemesi alam, çocuk doğuram, günlere katılam.

çocuk kalpli: ayı alam, resmini çekem, twittera atam.”

seviyorum ben doldurulmuş hayvanları. vermont ayısını özellikle sevmemin özel bir nedeni çocukken bu ayının tıpatıp aynısı bir ayımın olması. o ayıyı canlı sanırdım. ilk arkadaşımdı benim, her yere o ayıyla giderdim. bu yüzden çok kirlenirdi. annem onu yıkadığında çamaşır makinesinin önünde ağlardım, boğulacak ayım diye. sonra kuruması için kulaklarından mandallayıp çamaşır tellerine astığında, kulakları acıyor diye üzülürdüm. onunla aynı yatakta yatar üstünü mutlaka örterdim üşümesin diye. kendi üzerim açık kalırdı aslında.

sonra kardeşim burnunu ısırarak kopardı, günlerce ağladım. annem de sonra o ayıyı atmaya karar verdi ikimizin arasında sorun olmaması için. belki de becca’nın ufak veledinin elinde aynı ayıyı görünce o günleri hatırladım.

o da benim gibi her yere götürüyor. oyuncak ayının başka bir anlamı var çocuklar için bence…

sevgiler,

çocuk kalpli

 

 

Leave a Reply

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.