not doing nothing anymore.

tüm yorumlara, mesajlara ve iyi dileklere teşekkür ederim. çok iyi hissettirdi sabah uyandığımda. twitter’da ve günlüğümde bu kullanıcı adını ilk aldığımda başlarda tek tük okunuyordu yazılarım. acaba eski kullanıcı adıma dönsem mi diye üzülüyordum. bu sabah 1000’den fazla görüntülenme görünce kadar mutlu oldum ki, çok çok teşekkür ederim. çok sevildi bu seri ama yazdıkça tüm yeteneklerimi kaybediyorum. bu sabah kalktığımda gördüğüm hiçbir rüyayı hatırlayamadım. kabusları bloke edeceğim derken sistemi komple kapattım sanırım. bir süre bu seri hakkında yazmayacağım lütfen affedin.

hissettirdiğim kadar üzgün değilim aslında, hayatta yaşadıklarımı rüyalarımda onarabiliyorum. hatta “gitme aklım sende kalır uyuyamam geceleri diye ağladığınız geceden sonra size ulaşmaya çalıştık ama sanırım siz deliksiz uykulardaydınız gayet de uyumuşsunuz yani allah belanızı versin” dense benim için isabet olur hehe.

uykularım her şeyim ya…

ilkler her zaman özeldir, 31 mart benim için de hala çok özel. sanırım 16 yaşındayken bana hiç anlatamadığı bir travma yaşadı, sonra hastalandı ve bir daha da iyi olamadı. benim düğünümden bir ay önce o da çok iyi bir adamla evlendi, iyi de bir işi vardı ama son duyduklarıma göre kötüymüş yine, işi gücü bırakmış evde yatıyormuş. yüzü artık hiç gülmüyor. başka birini görüyorum baktığımda. o sanki hiç tanımadığım biri gibi. ama yazdığım gibi hala bir elinin bende olduğunu biliyorum. amerika’ya taşınmadan önce bunlara ait bir lokal var oraya gitmiştim. denize sıfır bayılıyorum orada içmeye. gitme sebebim oraya o değil kesinlikle. o gün tesadüfen ordaymış ama ben aldım biramı güneşin batışının keyfini çıkarıyorum. birinciyi içtim ikinciyi istedim. garson ikinciyi getirmedi sonra yanıma gelip “içeriden selam gönderdiler. size daha bira yokmuş, hesabı ödesin ve uzasın dendi” dedi gülerek. yüzümde kocaman bir gülümseme ile hesabı ödedim ve ayrıldım. böyle işte. olanları bazen düşünüyorum da en çok kırdığım insan oydu belkide diyorum. o beni hiçkimseyken sevmiş yanına almıştı, ben ise çevreme insanlar dolunca ilk onu unutmuştum. ama çok gerizekalı zamanlar onlar, o yaşlarda ne kadar olgun olabilirsin ki?

artık masa tenisi oynamıyorum. 8 yaşımdan 24 yaşıma kadar profesyonel olarak oynadım ama 24 yaşıma geldiğimde eski hızımı kaybettiğimden sahayı benden küçüklere bırakmak istedim. ben küçükken betonun üzerinde küçücük alanlarda kendimi yetiştirmeye çalıştım. istanbul ankara gibi şehirlerde bunun için büyük spor tesisleri vardı ve oraların oyuncuları her zaman sizden bir adım öndeydi. o zaman hayalini kurardım birgün acaba ben de büyük masa tenisi kompleksinde oynayacak mıyım diye. bu hayali kendim için değil ama şehrimdeki imkanı kısıtlı çocuklar için gerçekleştirdim. harabe sayılacak bir salonu avrupa birliği fonları ve kendi çabalarım yardımıyla baştan aşağı değiştirdim. sadece bürokratik maddi kısım için çaba harcamadım, parkelerini döşerken ustalara yardım ettim, bir çok duvarını elimle boyadım, hatta musluk bile sıkıştırdım. 8 tane hayatımda oynamadığım kadar iyi masa getirttim. ilk kendim oynadım üzerinde tabi hehe. başlarda iş planım çok yoğun değilken onlarla maçlara da gidiyordum. o çocukları başka şehire götürdüğümüzdeki heyecanlarını görmeliydiniz, lokantada yemek söylediklerinde mutluluktan akıllarını kaybediyorlardı. ankara’ya gitmiştik, öyle büyük gelmişti ki onlara ankara, off otobüslere bak kocaman felan diyorlardı. 2014 yılına kadar onlara tüm imkanları sağladım ama o yıldan sonra sağlığım bozulunca kompleks’in tüm haklarını başka bir derneğe devrettim. ama benden sonra o kompleksten 3 tane milli oyuncu çıktı. hep devam ettiler, yıkılmadı, kapanmadı orası.

diyorum ya kendimden başka herkese yardımım dokundu…

bu sabah erkenden gidip çalıştım yine. tüm kitapları yazarların adlarına göre dizdim önce tek tek. sonra aynı yazarların farklı kitaplarını alfabetik olarak dizeceğim. numaralandırmak için excel’den nasıl bir yol izlerim de basit olur diye kafa yoruyorum şu an. yoksa bu iş sonsuza kadar sürecek. bazı kitaplar çok ilgimi çekiyor, açıp ön yazılarını okuyorum. kilisedeki kitapların çoğu yazar imzalı. onların imzalarına bakarken benim niye imzam çocuk kalpli değil ki diye düşündüm birden. sonra hayalini kurdum, çok güzel gözüktü gözüme.

imzamı değiştireceğim!

rebecca’nın ufaklığı da babasının ona aldığı ayı ile yanıma geliyor sürekli. ayısını çok kıskanıyorum, dün eşime “ya çok güzel bir ayısı var” dedim ama mesajı aldı mı bilmiyorum. net bir şekilde bana ayı alır mısın çağrısıydı aslında. o almazsa kendim alırım artık. ayı istiyorum. sanırım bu ayı düşkünlüğü de winnie the pooh’un çok güzel yerleştirildiği “christopher robin” filminden sonra başladı. anneme anlattım eşinden iyi ayı mı var diye dalga geçti, komik görünüşlü kocaman bir adam eşim. sevimli ama.

bugün gün içinde uyumadan geçen 3. gün ama şu an gözlerimi kapamamak için kendimi zor tutuyorum. akşama yemeğe davetliyiz ama keşke şu an bir mucize olsa da gitmesek, erkenden yatıp uyusam diye bakıyorum. dün aşırı yoruldum kızakla kayarken, gece uyuduklarım yetmedi. emmet da gece üşümesin diye odamdaki fanı açtım sıcaktan kalkıp sürekli su içtim, uykularım bölündü hep. kızaktan düşüp vurduğum yerlerde ağrıyordu. daha kar yağmayacakmış diye son karın tadını çıkarmak istedik ama ben inanmıyorum buna, bence kesin gene yağar. michigan da -30 C değil resmen 0 C dereceyken daha soğuk. kulağa tuhaf geliyor ama -30 soğuk ama ıslak bir soğuk değil, üzerinize yapışmıyor, şu an hava 0 derece ve üzeri karlar eriyor ve havanın tüm sıcaklığını çekip havayı ıslatıyorlar. vıcık vıcık soğuk diye bir şey desem tam terimi olacak sanki.

çok üşüdüm bugün.

sevgilerle

çocuk kalpli.

Leave a Reply

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.