astral seyahat hakkında notlar. (3)

umarım alabileceğim ve yorumlayabileceğim tüm soruları almışımdır. gerçekten bu konuya ara verip eski güçlerimi kazanmam lazım. etkilenmem diye düşünüyordum ama çok kötü etkilendim. 2 gecedir bilinçaltımın acımasızlığı karşısında zor zamanlar geçiriyorum. hayatımın en acımasız ergen yıllarındaki endişelerimle boğuşuyorum. hayatın bir bölümünü çıkarma şansım olsa bu kesinlikle anadolu lisesindeki yıllarım olurdu. sayısal dersler ingilizce olduğu için kimya ve fizik sınavlarından sürekli 1 alıyorum, onları geçince devamsızlıktan kalıyorum, hepsini geçsem almanca’dan kuruldayım. lanet olası okul. tamam liseden mezun olduğumuzda bile aldığımız eğitim bakımından türkiye’deki bazı üniversitelerden iyiydik okulun en tembeli bile toefl’ı eğlence niyetine geçiyordu (benim o) ama buna değdi mi bilmiyorum. yani unutuluyor bazı şeyler, mesela ben lise ve üniversitenin ilk yıllarında çok daha iyi bir ingilizce konuşur ve yazardım, şimdi amerika’da yaşamama sürekli bu dili konuşmama rağmen şu an tüm hayatım 400-500 ve birkaç gramer üzerinden dönüyor.

neyse kahrol anadolu lisesi diyecem de kahrolmuş zaten, şu an düz liseden hiçbir farkı kalmamış, çok üzücü gerçekten…

sorularınıza geçelim.

soru: bu konu ile uzun yıllardır ilgilenip sürekli meditasyon yapmama rağmen bunu başaramıyorum, bir yerde yanlış yapıyorum ama çözemiyorum, uzakdoğulu kaynaklarda kesinlikle yetenekle alakalı olmadığına dair şeyler okudum, sizin istemeden de olsa yaptığınız pratiklerinizi öğrenmek isterim.

inanması güç ama gerçekten özel anlamla yaptığım bir şey yok. bence olay huzuru sağlamaktan geçiyor. meditasyon hiç yapmadım ama huzuru sağlamak için yapıldığını biliyorum. (şu benjamin bennett denen herif dışında, o adamı görünce sinirim bozuluyor) ortalama bir günlük okuyucum biraz sıradışı bir hayatım olduğunu biliyor. ya bir şekilde büyüyemiyorum ya da bazı şeyleri hissetmeye doğuştan yeteneksizim. olmayan bir şeylerim var bir şeylerim hiç ilerlemiyor. nerdeyse 35 yaşındayım ama hala birinin elinde bir oyuncak gördüğümde benim olmadığı için müthiş bir hüzün duyuyorum. siz bunu en son hissettiğinizde 5 yaşındaydınız. muhtemelen annenizle birlikte komşuya misafirliğe gitmiştiniz. kimyasal aşk dedikleri şeyi hiç hissetmedim, aşk benim için birilerinin varlığının heyecan yaratmasıydı hep. hiç kimseye dokunmadım ve hiç kimsenin bana dokunmasını kendi isteğimle istemedim. (tek bir sefer dışında, kesinlikle böyle olduğuma emin olmak için erkek arkadaşlarımdan biriyle cinsel birleşme yaşamaya çalışmıştım ama bana göre değildi, zaten sonra böyle olduğuma yüzde yüz emin oldum, bir daha da uğraşmadım) önceleri bana dokunduklarında sanki süper hissediyormuşum gibi rol yapıyordum ama zaman geçtikçe bu beni artık patlama noktasına getirdi. birgün yeter hepiniz gidin başımdan diyebildim. bu dünya için hep biraz eksiktim ya da çok fazlaydım bilemiyorum. bana kimse gerçekten yardımcı olamıyordu zaten her seferinde bırakılan, terkedilen, kalbi kırılan, ötekileştirilen ben oluyordum. bana kimse yardım edemeyince bari benim birilerinin hayatına yardımım olsun istedim. kariyerim boyunca uzun yıllar gençlere yardım eden projeler yürüttüm. tüm zamanımı ve yeteneklerimi onların geleceği üzerine harcadım. 1000’lerce gencin tek kuruş harcamadan yurtdışına gitmelerini sağladım. ayrıca şu an avrupa’da 50’ye yakın kendi elimle yerleştirdiğim kişi var. iş, eş, üniversite bulup iyi ülkelerde kaldılar. sanırım bu dünyada kendim hariç nerdeyse herkese bir miktar yardımım dokundu ama kendime hiç yardım edemedim. ne yazık ki 22 yaşımdan beri sürekli psikolojik tedavi altındayım. (i just can’t deal with this world derler ya aynen öyle)

birkaç yıl önce eşimle tanıştım, o da benim gibi biri. birlikte sevdiğimiz şeylerle dolu eğlenceli gizli bir hayat kurmaya karar verdik. ikimizde aynı evde şu an çocukluğumuzu doya doya yaşıyoruz. bu evlilik bana çok iyi geldi, çok mutlu oldum. eşim de çok mutlu oldu. böyle olunca hayata dair tüm kırgınlıklarımı biraz da olsa affettim. olmayan şeylerin üzerinde düşünmemeye başladım.

günlüğümün başlığındaki oyuncakları, noeli ve pijamaları çok seviyorum. spor hayatımın en olmazsa olması hem yapıyorum hem izlemekten keyif alıyorum. genelde sözlü müzik dinlemiyorum, film müzikleri ve klasik piyano, kilise orgu gibi müziklerden hoşlanıyorum. kızgın olduğum zamanlarda mutlaka başka şeylere odaklanmaya ve yaşadığım kötü şeyin enerjisinin üzerimde kalmamasına çalışırım. kötü şeyler yaşadığım insanları bile yaşadığımız en ufak mutlu bir an bile olsa o şekilde aklımda tutmaya çalışıyorum. ne yaşarsam yaşayayım, yeniden başlamaya inanırım. başkalarına da bu şansı her zaman veririm. adım atana koşarım. bana uzatılan hiçbir eli sıkmamazlık etmedim bugüne kadar.

bilmiyorum zihinde birazcık da olsa bir şeyler oluşturabildim mi. bu birazcık cevaplamak istemediğim ama gelen maili de boş bırakmak istemediğim bir soruydu. ama uyku düzenime dair kanunlaştırdığım bazı şeyler var.

– yalnız uyurum, biri ile uyumak bana göre değil.

-uyku odamın renkleri çok önemli, bana huzur veren beyaz mavi gri’nin açık tonlarını kullanıyorum, aynı şekilde nevresimlerimde aynı renkler oluyor. kesinlikle içerisinde uyuyamam dediğim şeyler çiçekli yatak örtüleri, özellikle kırmızı gül gibi desenler içerisinde uyumaktansa ayık kalmayı tercih ederim.

-uyumadan önce mutlaka müzik dinlerim, gün içerisinde mutluysam sözlü müzik dinlerim, normal bir günse film müziği dinlerim, üzüldüysem yağmur sesi veya dalga sesi dinlerim, sinirden kuduruyorsam direk elektirik süpürgesi sesi açarım. (hiç kimse boşuna yadırgamasın şu videoyu 2,5 milyon kişi tıklamış hiç de dünyadaki en tuhaf kişi değilim yani hehe bu arada link vericem diye açtım, açtığımda da kapatamıyorum içine alıyor beni resmen. tüm yazıyı elektirik süpürgesi sesi ile yazabilirim)

-uyku odası mutlaka diğer odalara göre soğuk olmalı. değilse pijamamın üstünü genelde çıkarırım. bedenimin üstü soğuduğunda çok daha rahat uykuya dalıyorum ve o geceler daha huzurlu geçiyor.

-olayın bir de ilaç boyutu var ama bu ben huzurumu bazen bu yazdıklarımla da yakalayamıyorum. hayat benim için her zaman zor oldu. 35 yaşında bir çocuk olmak kolay değil. toplum seni gözleri ile dövüyor resmen. evlenerek durdurabilirdim sanmıştım ama çocuğum olmayınca hiçbir şeyin değişmediğimi anladı herkes. arkadaşların 2. çocuğu doğururken senin onlarla değil çocukları ile aynı ruh hallerine sahip olman çok zor. hala genç göründüğüm için sosyal medyada yer bulabiliyorum ama tahminen 5 yıl sonra bu durumdan utanmaya başlayacağımdan herkesten kaçacağım ve tamamen kendime gömüleceğim, bunlar yaşaması kolay hisler değil.

belki huzurunuzu yakalamanız gereken yer meditasyon değildir, biraz kendi içinizde yolculuğa çıkmanızı öneririm, biraz başkalarını değil de kendinize odaklanmanız, sizi neler iyi ediyor, neler iyi hissettiriyor bulmanızı öneririm. ama buradan nolur ben de farklıyım benim de ilaç kullanmam gerekir gibi bir düşünce çıkmasın. bu ancak günlük yaşamanıza devam edemeyeceğiniz duruma geldiğinizde çözüm olabilecektir.

soru: yazılarınızda rüya tabirlerine hiç değinmediğinizden yola çıkarak buna inanmadığınızı varsayıyorum ama benim tabirler sayesinde doğru yorumladığım çok rüyam oldu. rüyalar bilinçaltı ve astral dünya ise rüya tabirleri nedir?

inanmadığımı hiç yazmadım ama bu konuda anladığım kadarıyla yeterince açık da olamamışım. rüyamızda bir çok şey görüyoruz, uyandığımız an her anı hatırlamamız ve yorumlamamız mümkün değil. allah’ın insanlara mesaj gönderdiğini yazmıştım. bunlar genelde gelecek ile ilgili oluyor. ama bu demek değil ki rüyamızda gördüğümüz her şey allah’ın bir mesajı. sanki allah rüyamızda bir mesaj gönderdiği zaman, ertesi gün açıp tabirleri okuyup anlamamızı da planlıyor. ben böyle hissediyorum bu yüzden bence her gün açıp bakmak hiç sağlıklı bir durum değil. allah sizinle bu kadar konuşuyor olamaz değil mi? peygamber değilsiniz sonuçta. mantıklı değil. zaten tabirlerde de genelde başınıza gelebilecek tüm olaylar yazıyor. onların tamamı safsata gibi geliyor ama biliyorum bazı şeyler var. bundan bir süre önce rüyamda uzun zamandır konuşmadığım birini gördüm, iş hayatı yüzünden bozuştuk bu kişi ile. rüyamda elinle bir dal ile bana doğru geliyor, ne o elindeki diyorum zeytin diyor, zeytin mi diyorum, tekrar zeytin diye tekrarlıyor. 3 kere zeytin kelimesi geçiyor. böyle olunca rüya tabirlerine bakma ihtiyacı hissettim ben de. sabah bir kalkıyorsun zeytin sözü kafanda yankılanıyor. bir süre sonra elindeki dal ile bağlantısını kuruyorum. barışma anlamından çok o kişiden gelecek hayır ve menfaat gibi bir şeye delalet. herhalde geç de olsa beni onore edecek bir şey yaptı. ben de o kişiye olan kırgınlığımı ufak ufak silmeye başladım o rüyadan sonra. kısaca rüya tabirlerini çok nadir de olsa böyle yorumluyorum.

soru: rüyamda eski sevgilimi görüyorum, onunla hiç alakam olmasa da bu rüyaları gördükten sonra kendimi kötü hissediyorum. sizce ne yapmalıyım?

buna cevap vermek için siz olmam, genelde gördüğünüz rüyaların hayatınıza nasıl yansıdığını uzun yıllar düşünmem gerekir. bunu ancak siz cevaplayabilirsiniz. çok kestirme gibi bir cevap olacak ama bunu bilemem. hatta yaşadıklarınızı, birbiriniz için yarattığınız anlamları bana anlatsanız dahi bunu anlayamam. hayat herkesin kendi inandıkları üzerinden yürüyor, benim hayal gücüm ise bu yukarı da bahsettiğim çocuk olma durumu yüzünden çok sınırlı. cevap sizsiniz, aradığınız her şey içinizde.

soru: neden kendinize çocuk kalpli diyorsunuz, içinde bulunduğunuz duruma biraz da siz koşuyor gibisiniz ama ama…

hayatımda katolik kilisesi önemli bir yer tutuyor. oradan bana verilen her şey çok değerli. 2000 yıllık gelenekleri olan bir yapı olduğundan bazı şeyler de çok büyüleci oluyor. bunu sadece katolik olduğum için söylemiyorum, çevremdeki protestanlar da bana özel biriymişim gibi davranıyor. gerçekten saygı duyulan bir kurum. (burada katolik kilisesini elimden geldiğince güzellemeye çalıştım çünkü bana çok güzel bir şey hediye etti hehe)

yine eski bir gelenektir eğer bebekken değil de belirli bir yaşın üzerinde vaftiz olursanız size rehberlik etmesi için bir aziz’in ismi verilir, tam açıklaması için saint’s name katolik kilisesi bu kişilerin hayatına rehberlik edebilmesi için bazı azizlerin isimlerini verir ama bazı kişiler için de onlara aziz ismi olmayan ama kişiliklerine saygı duyan ünvanlar verir. (zaten aziz ilan edilen kişileri de duymuşsunuzdur. vatikan farklı bir dünya düzeni yaşıyor kısaca hehe) ben vaftiz olacağım sırada çevremce yine kötü bir şekilde eleştiriliyordum, facebook’taki oyuncak paylaşımlarım katolik kilisesinin ciddiliği ile örtüşmüyordu aynı zamanda ayinden sonra atkımı takıp galatasaray maçına gittiğim için eğlence için kiliseye geldiğimi düşünenler vardı. onlara bir ders olsun diye mi yoksa gerçekten hakettiğim için mi bilmiyorum 2014’te vaftiz olduğumdan bu ünvan bana katolik kilisesi tarafından verildi. (istanbul’da ünvanı olan 9-10 kişiden biriyim) gerçekten çok özel bir andı. hayatımdaki en büyük başarın ne diye sorsalar bu derim. önce vaftiz isimlerim okundu daha sonra “ve ona kalbi çocuktur anlamına gelen çocuk kalpli ünvanı verildi” dendi. mutluluktan kalbim duracaktı.

sonra bu ünvan bana o kadar yakıştı ki öyle üzerime oturdu ki vaftiz isimlerim yerine hep bunu kullanmayı tercih ettim, beni kiliseden tanıyanlar da bana böyle seslenmeye başladı. ayrıca bu ünvanı aldıktan sonra kendimi biraz da olsa sevmeye ve farklılığımın tadını çıkarmaya başladım.

soru: dmt denilen bir madde var, bazı uyuşturucularda bulunuyor. yurtdışından getirip arkadaşlarla bazen deniyoruz inanılmaz deneyimlerimiz var ama aynı zamanda çok pahalı bir madde sizce şekilde esrar da benzeri şekilde işe yarar mı?

şu soruyu aldığım an anladım ki bu yazı dizisi bambaşka bir yöne doğru yol almaya başladı hehe. yahu deli misiniz divane misiniz. aslında çok da kızamıyorum benim de benzo geçmişim var bazen ben de yurtdışından getirtiyordum ama uyduruk da olsa içine bir reçete koyuyorlardı genelde. ben dmt denilen maddeyi bilmiyorum hatta inanması zor olacak ama esrarın bile ne olduğunu bilmiyorum. (smoke olayından tiksindiğim kadar şu hayatta hiçbir şeyden tiksinmem sanırım bu yüzden hiç girmedim bu toplara ama hata hakkımı gayet başka bir maddeden kullandım)

buna en kısa zamanda son verin. çünkü yakalandığınız an bağımlılık üzerinden değil satıcı kimliğinizle yargılanır ciddi cezalar alırsınız. eskiden türkiye gümrüğü rahattı her şey gelip gidiyordu ama hükümetimiz içinde bir şey bulur vergi alırım diye yüksek tarama yetenekleri olan cihazlarla çalışıyor şu an. o madde bir gelir iki gelir ama üçüncü de yakalanırsınız.

soru: hangisi daha güzel geleceğe gitmek mi geçmiş mi? zaman yolculuğu yaparak bir şeyleri düzeltmek mümkün mü?

geçmiş. hem de uzak ara. kaybettiğiniz ve geride bıraktığınız şeylere tekrar kavuşmanız dünya hisleri üzerinde bir duygu. bence gelecek henüz yazılmadı. evet rüyalarda görüldüğü gibi çıkabiliyor ama olacağına emin olduğunuz zaman sizi hiç ummadığınız bir şekilde hayal kırıklığına uğratıp terbiye eden bir yapısı da var. aynı zamanda bir mesaj da olma ihtimali var. yani “bunu yaparsan yapmaya devam edersen böyle olacak bak” gibi. geleceğimize kararlarımızla yön veriyoruz ve onu şekillendiriyoruz. insan olarak bize seçim hakkı verilmiş durumda. böyle olmayan, gerçekten ne yaparsanız yapın önleyemediğiniz, basiretinizin bağlandığı şeyler de var. zaten geleceği gerçekleşene kadar asla bilemezsiniz. geçmişi de değiştiremezsiniz. geçmiş yazılmış bir kitap gibi. onu ancak okuyabilirsiniz. zaman yolculuğu varsa bile başka bir boyutta, geçmişe gidip bir şeyleri değiştiremezsiniz. bundan ancak ders çıkarırsınız.

soru: hipnoz astral seyahat midir? hipnoz olup geçmiş yaşamlarına giden insanlar var, acaba başka bedenlere sahip miydik geçmişte bu konudaki yorumunuzu çok merak ediyorum.

hipnoz kontrolü başkasının elinde olan bir astral seyahattir. bazen uykuya dalarken de astral aleme geçebiliyorum, bir sürü sesler duyuyorum, hiç alakam olmadığı insanlar görüyorum, onları anlattıkları tuhaf olaylara şahitlik ediyorum. astral alemin sonsuzluğundan sınırsızlığından bahsetmiştim. hipnoz sırasında kişi bence hayatında hiç bilmediği bu aleme ilk girişi sırasında bunlardan etkileniyor, beyni uyandığında sanki o hayatı yaşamış gibi hissettiriyor. zaten tüm ibrahimi dinlerin bu konudaki görüşü nettir. mümkün değil. mesela astral seyahat yoktur diye kesin konuşamazlar hatta kuran’da açık açık ayet vardır. (zümer süresi 42)

hayır başka bedenlere sahip değildik özetle. ayrıca hipnoz konusuna belki başka bir yazımda değinirim ama tehlikeli bir şey olduğunu söyleyebilirim. iki türlü hipnoz var biri reenkarnasyon dediğimiz sanki başka bir hayatı varmış gibi hissettiren genelde falcı medyum tipli insanların yaptığı, bir de tıpta kullanılan psikolojik telkin amaçlı terapi sağlayan. ben ikincisini yardım olarak denedim ama o olay bende hiç ummadığım bir sonuç yarattı. keşke yapmasaymışım diyorum. gerçekten pişmanım. gerçi bunun olacağı bana baştan söylenmişti ama bu işe karar verdiğimde çok perişan bir haldeydim, kilise’den çok yakın bir arkadaşıma ya ben sarıyer’de bir hoca buldum, bence benim içime cin girdi, iyidir diyorlar diyince sen iyice kafayı yedin madem bu kadar düştün hiç tasvip etmediğim bir doktoru önereyim dedi. arkadaşımın eski eşinin ilaç fabrikası vardı o da yıllarca doktorlarla çalışmış her yerde bir tanıdık doktoru vardı. (şimdi diyenler olacak ne demek arkadaşının eşinin ilaç fabrikası vardı nasıl hayatlar yaşıyorsunuz öyle, valla istanbul’daki katolik kilisesi öyle bir yerdi, mesela sneijder da eşi ile bizim kiliseye gelirdi, çocukları ile birlikte bir çok kere koro ve piyano eğitimi aldım ama hiçbir zaman büyük hayranı olduğum halde yanına gidip resim çektirmek isteyemedim, çünkü kapısından içeri girdiğimizde biz artık hiçkimseydik ne yaptığımızın hiçbir önemi yoktu, kilise öyle de bir yerdi)

bu toplara da hiç girmeyin. hatta tıbbi olanına da.

soru: başka bir boyuttan da olsa istediğiniz kişinin yanına gittiğinizi yazdığınızdan beri geceleri korkudan uyuyamıyorum, neden böyle bir şey yaptınız neden neden…

valla konu konuyu açtı ben de yazdım öyle hehe. özür dilerim böyle bir şey hissettirmek istememiştim. ama yine içinizi rahatlatabilecek bir cevabım var sanırım. boyutlar arası zaman kavramı birbirini tutmuyor. oradayken geçen birkaç ay birkaç saate bile denk gelebiliyor. diyelim ki başka bir boyuttan biri sizi izliyor. bunu ne kadar süre yapabilir? ben kendi tecrübelerimden ancak 1 dakika olduğunu söyleyebilirim. biraz matematik oran bağlantısı kurarsanız bunun gerçek hayatta salisenin onbinlerce biri gibi bir zamana denk geldiğini anlarsınız. yine de birini görmüşsünüz veya orada biri varmış gibi hissettiriyor ama hissettiriyorsa da olumsuz düşünmeniz gereken bir şey yok, bu psişik güçlerinizin olduğunu gösterir.

sürekli etrafınızda birileri var gibi bir durum söz konusu bile değil. bunu lütfen aklınızdan çıkarın. sizi 24 saat dikizleme niyeti ile yanınıza gelmeye çalışan biri bunu asla başaramaz.

soru: yine teknikler…

hevesinizi kırmak istemiyorum ama neden böyle bir şey yapma ihtiyacı duyduğunuzu anlamıyorum. ilk astral çıkışınızda, bedeninizi ilk gördüğünüzde aklınız çıkacak, gerçekten çok korkacaksınız. bir insan kendine bilerek neden bunu yapmak ister çözemiyorum, özür dilerim gerçekten.

başıma ilk geldiği yıllarda ben de çok farklı kaynaktan kitaplar okumuştum. insanlardan duyduklarım da oldu. teknikleri az çok biliyorum ama hiçbirini yapmadım. kendimi öyle kandırabilen biri değilim. hangi tekniğin daha iyi olduğunu yazamam ama yapmayın diyebileceğim teknik kesinlikle su altıdır. bu teknikte denizin dibinde olduğunuzu ve yukarı çıkmazsanız boğulacağınızı düşünüyorsunuz. giderek yükselmeye çalışıyorsunuz. her şey iyi güzel de, beynimiz beklenmedik anlarda bizi çok zor durumlara sokabiliyor. ben birkaç astral çıkışım sırasında aslında uyanıktım ama uykuda olduğumu sanıyordum, balkondan atlamak üzereyken annemin “kızım üstünde doğru dürüst bir şey yok gir çabuk içeri” çağrısıyla son anda ölümden veya felç kalmaktan döndüm. diğer bir yandan arada kaldığınızda bazen ne astrale girebiliyorsunuz ne de bedene dönebiliyorsunuz. (aradayım, aradayım ve arada olmak pek hoş değil sağımda bir canavar varken bir canavar da solda, sıkıştırıyorlar…) o sırada bazı motor sinirleriniz çalışabiliyor, arada kaldığınızda bir varlık ile dövüşüyorsanız ona yumruk attığınızda gerçek hayatta da eliniz oynayabiliyor, daha önceki yazımda sıkıntılı bir süreç olduğunu yazmıştım, sıkıntıya girdikçe uyanamıyorsunuz da, tam anlamıyla gerçek bir eziyet ama ne zamanki elimi şiddetli bir şekilde duvara vuruyorum, acısı ile kalkıyorum o zaman kurtuluyorum. kaç kere elimi incittim, birgün kırıcam ve kimseye nedenini açıklayamayacağım diye korkuyorum.

yani boğulabilirsiniz gerçekten? bunları lütfen not alın.

soru: insanların dünyaya gelmeden önce birbirini tanıdığı kısım çok dikkatimi çekti, daha çok anlatır mısın?

anlatırım. bazı insanlar var, bu insanlarla aramızda matematiksel düzen aracılığı ile özel bağlar var ve biz bu bağların tekrar tekrar bizi birleştirdiğine şahit oluyoruz. herkesin enerji numarası farklı, kişileri farklı yani aşağıda vereceğim numaralar sizin için anlam ifade etmeyecektir. (demek istediğim bir numaranız var ve hayatınız bu numaraya yakın kişiler etrafında dönüyor ama sanki el belirgini 3 ve 1 rakamlarında gizli) benim bu anlamda tanıdığım 3 kişi oldu. kulağa çılgınca gelecek ama bu insanların hepsinin doğum günü 3 ve 1 rakamlarından oluşuyordu (31 mart, 13 mayıs, 31 temmuz) dahası benim de doğumumun 13 haziran’da başlamış ve trajik bir şekilde o gün sonlamamış olmasıydı. ben bu insanlarla ilişkilerimi numaralar üzerinden kurmadım, hepsi hayatıma bir şekilde girdikten sonra bu tarihlerde doğduklarını farkettim. çünkü 3’ü de hayatıma benzer etkileri yaptılar, 3’ü için de sırasıyla benzer duyguları yaşadım. böyle tarih üzerinden olayı yorumlamanın kulağa çılgınca geldiğini biliyorum ama bir süre önce bana verilen adların gematria düzendeki karşılığının da 311 ve 131 rakamlarına denk geldiğini farkettim https://twitter.com/puercorde/status/1090365184210857984

Ekran Resmi 2019-05-24 22.04.12.pngbiraz dikkat ederseniz yukarıdaki üç kişinin doğum tarihi hayatlarıma girme ve benim için anlam kazanmalarının sırasıyla 31 13 31 rakamlarına denk geldiğini görürsünüz yani onların hayatımda anlam kazanmaları sırasıyla doğum tarihleri olan 311131 yani 311 113. böyle olunca bir “allah allah” diyor insan. 13:31 aynı zamanda twin eclipses (ikiz ekinokslar) numaraları olarak geçiyor ve bazı ritüellerde mega enerji kapısı olarak kullanılıyor. buradaki arkadaş bu konuyu 1 saat anlatmış. ingilizce olduğu için şimdiden özür dilerim. vaktiniz ve ingilizce’niz varsa mutlaka izlemenizi öneririm. (geniş bir zamanım olduğunda kelime kelime çevirmeye çalışacağım) özetle 9/11 saldırılarında bu eclipses’in bağlantıları üzerinden bilgilendirme yapıyor. bu videoyu da en kısa zamanda indireyim, kesin sildirecekler bunu. belki başka bir yazımda bunu anlatırım ama şunu söyleyeyim aynı düzen 9 eylül 2001 yılından sonra 22 eylül 2020 yılında kendini tekrarlayacak. geçmiş ve gelecek ekinoksları gösteren bir web sayfası var lütfen bu linkten bakın 2001 yılı ve 2020 ararındaki 13:31 benzerliğine dikkat ederseniz yukarıda videoyu izlemeseniz bile bağlantıyı kurabiliyoruz. (tam tarih veremiyorum neye göre yapıyorlar ama umarım kötü bir şey daha yaşamayız ama bu tür insanlar bu tarihleri asla kaçırmıyorlar) bu konuda hala kendimi geliştiriyorum, bulabildiğince çok kaynak okumaya çalışıyorum, son zamanlarda yeni heyecanım bu zaten. astral’den çok buna yöneldim. deli şeyler gerçekten.

sırasıyla bu kişilerin hayatımdaki ilginç şeylerini yazayım belki sizde şu an nasıl olduğunu bilemediğim ama hakkında iyi hissettiğim bir etki bırakır.

31 mart. (dinlenen şarkı sting- every little thing she does is magic)

ortaokulun son zamanlarda eziğin en önde gideniydim. insanların bana bakmasından bile utanıyordum, çok çirkin olduğumu düşünüyordum. okul da maşallah samanyolu galaksisi gibiydi, özellikle basket takımının oyuncuları bambaşka parlıyordu tenefüse çıkamıyordunuz onlardan biri ile göz göze gelirim diye. doktora gidip nolur bana koyu camlı dinlendirici gözlük yazın diye yalvarmıştım, yazmamıştı hain adam. o kadar felaketti durum. kendimden utanıyordum. annemin ailesine ait temizlik ürünleri satan bir şirketimiz vardı o zamanlar, karşısında ise fırın vardı ve bu fırının kızı bu yukarıda bahsettiğim galaksinin en önemli elemanıydı. sırf bununla karşılaşırım diye o iş yerine gitmezdim. herkes tarafından sevilen, tonlarca arkadaşı olan inanılmaz güzel biriydi. hem dersleri iyi, hem basket takımının yıldızı yani ne ararsan var. ben öğrenciyken dolmuştan da servis olayından da nefret ederdim. her yere yürüyerek giderdim. sonra onun da bir süre sonra yürümeye başladığını farkettim. sonra bir baktım yakın mahallelerde de oturuyoruz. olay benim için tam bir kabusa dönüştü. yürüyerek gittiğim okul yolunda bazı zamanlar ona yakalanmayayım diye koşmak zorunda kalıyordum. 1999 yılının ekim ayıydı. birgün okul çıkışı beni yakalayıp merhaba dedi. sonra konuşacak konu bulamadık çünkü ben bir insanla nasıl diyalog kurulur bilemiyordum. sonra konuyu o yıl gerçekleşen 17 ağustos depreminden açtı, ya işte ben çok korktum sen de korktum mu felan. dedim herhalde acıyor bana iyi biri, iyilik yapmak istiyor. pek umursamadım ama sonra o dönem herkesle birlikte ben de internetli bilgisayar aldım. o zamanlar irc şehir kanallarına giriyorduk. bu benim hayatım için büyük bir gelişmeydi, gerçek hayatta iletişim kuramadığım insanlarla konuşuyordum. herkes herkesle şu andaki twitter gibi anonim hesaplar üzerinden kimliklerini tanıtmadan konuşuyor, dertlerini paylaşıyordu. birgün yine biri ile konuşmamızda ona insanlardan çok utandığımı bazen yerin dibine girmek istediğimi yazdım. ben senin kim olduğunu biliyorum sanırım dedi. bilmesine imkan yoktu saçma geldi bana hiç önemsemeden internetten çıktım (kızım çık internetten teyzeni arayacağım dönemleri) ama o benim olduğumu gerçekten anlamıştı. (bunu çok sonra konuştuk) sonra okul çıkışlarında birkaç tesadüf konuşmadan daha sonra beni aslında okul çıkışlarında beklediğini farkettim. sonra tenefüslerde de yanıma gelmeye başladı. kısa zaman sonra okuldakilerin bana bakışı değişmişti. benim de onlara bakışım değişmişti. artık kimseden korkmuyordum çünkü en korktuğum kişi yanımdaydı. zamanla etle tırnak gibi olduk. tüm cesaretimi toplayıp ona teşekkür ettim birgün, ben çok şanslı biriyim dedim, cevabı çok tuhaftı, ben seni sanki hep tanıyormuş gibi hissediyorum ve yanımda olduğun için asıl ben şanslıyım dedi.

1-2 yıl sonra bir şeyler değişmeye başladı. ikimizde değişiyorduk. eskiden herkesin sevgilisi olan kişi gitmiş onun yerine benim eski halim sanki onun içine girmiş gibiydi. insanlardan korkuyor, kalabalıkta ben olmadan gezemiyordu. ben de o olmuştum. okulda alakalı alakasız herkesle bir gönül ilişkim vardı. ikizler burcu olmamın sınırlarını sonuna kadar zorladığım bir dönemdi. dış görünüşüm olumlu yönde değişmişti. aynı zamanda masa tenisinde türkiye şampiyonluğu kazanmıştım ve türk telekom klübünde oynuyordum. çok havalıydım. telefonum hiç susmuyordu yani. bir zaman sonra bu durum aramızdaki ilk kırgınlığı yarattı. defalarca kere kavga edip her seferinde başaramayıp birbirimize döndük. benim için çok önemliydi çünkü ondan önce ailem dışında kimseyi sevmemiştim hiç arkadaşım olmamıştı. ayrıca o da bu dünyada beni bu şartlarda seven ilk kişiydi. sonra başka talihsiz şeyler yaşadık ve köprüleri attık. ama nereye gidersem gideyim karşıma çıkmasından kurtulamadım, başlarda bunu bilerek yaptığını düşünüyordum ama sonra istanbul’da da 2-3 kere aynı köşeyi dönünce yok artık dedim. evrende bizi bir araya getiren bir şey var. hala az da olsa konuşuyoruz, enterasan zamanlarımda beni arıyor. aynı zamanda çok üzgün yattığım gecelerde rüyalarımda beni teselli de ediyor. modern çağa da ayak uydurmuş durumda. beni arkadaşı olarak instagram’ına eklemiyor ama tüm storylerimi bir şekilde görüyor. her zaman bir eli üzerimde…

13 mayıs. (phill collins – i can’t stop loving you)

aslında onunla tanışmadan önce 31 temmuz ile tanışmıştım ama 31 temmuz’la onu tanıyacak kadar zaman geçirememiştim sanırım. 2009 yılında romanya’da valea budului diye hiçbir olanağın olmadığı bir kampa düşmüştüm, ilk hissettiğim şey allahım buradan nasıl kurtulucam burada 1 gün bile geçmez düşüncesiydi. o gün 1 temmuz’du ve biz sıkıntıdan kanada gününü kutlamaya karar verdik. sıkıntıdan yani yoksa neyini kutlayayım kanada gününün. sonra kendimden 6 yaş küçük ama birini çevremde farkettim. tuhaf hislerdi, ilk arkadaşımın benim için hissettiklerine benzer hislerdi, sanki onu yıllardır tanıyordum, o da bana karşı öyle davranıyordu ve öyle hissediyordu. rüya gibi bir 10 gün geçirdik. aslen irlandalı bir katolikti. kutsal ruhla beni ilk o tanıştırmıştı. hayatta tanıdığım en hayat dolu insandı. 5 metre yakınında bile olmak iyi hissettiriyordu. kamp bittiğinde çok büyük bir yıkıma uğradım. dünyanın hiç bilmediğim bir ucuna gitmişti. devamında çok büyük bir bunalıma girdim ve o romanya’dan ayrıldım. çok eşyam olduğu için trenle ayrıldım ve bulgaristan’da durup biraz gezinmeye karar verdim. 2009 yılının sonlarında oynanan  galatasaray – fenerbahçe maçı ekim ya da kasım ayında oynandı şu an net hatırlayamıyorum ben o günün şartlarında bir bilgisayar bulup maçın sonucunu öğrenmeye çalışıyordum. (ulan şu galatasaray – fenerbahçe maçları ömrümü yemiş resmen) ay kaybetmişiz. sinirden deliye döndüm, o sırada facebook’umu açtım anneme geldiğimi yazmak için bu sırada bana aylar sonra ilk mesajını gördüm. beni çok özlediği için türk profesörlerden birinin dersini almıştı, onun aksanını duyup rahatlamaya çalışıyordu.

uzadıkça uzayacak. neyse işte yine bir şeyler yolunda gitmedi ve aramız bozuldu. 2013’te işimle ilgili bir toplantı sırasında kopenhag’taydım (ben o ülkeye gelmeden önce bir dönem orada exchange yapmıştı) metroya doğru çıkarken birden kalbime bir acının saplandığını hissettim, sanki o an o köşeden geçmişti. içimden bir ses o burada diyordu. ama sonra üstün becerilerim sayesinde bazı şeyler daha da yolunda gitmeyince 2014 yılında benim için de tam kopma gerçekleşti. istanbul’a gelip beni aramadığını duyunca çok sinirlenmiştim. lakin ilginç bir şey oldu. ben bu istanbul’a yaptığı geziyi araştırırken beraber gittiği arkadaşının resimlerine bakıyordum. eminönünde legacy ottoman’da kalmışlar. sonra altında birden onun yorumunu gördüm. eminönü için methiyeler düzmüştü, sanki sevdiği bir şeyin onunla birlikte orada olduğunu hissetmişti. ben de bu yorumun yapıldığı günlerde yine iş gereği romanya’da olduğumu farkettim. proje grubumdakilere liderlik etmesi için birini bulamadım, 10 tane genci projeye götürdüm. sonra birden nutkum tutuldu. ben o resmin çekildiği gün sirkeci’de bu gençleri toplamaya tren’e bindirmeye çalışıyordum. yani ordaydım.

orada hissettiği şey bendim. (kopenhag’da benim hissettiğim şey de oydu, oradaydı birbirimizi görmedik ama o tarihlerde o şehri yeniden ziyaret etmişti bunu da çok sonradan öğrendim)

bizi kesiştiren bir şey vardı. hala var ama bana çok kızgın, ne yapacağımı bilemiyorum yılda mutlaka bir iki kez instagram’dan nefret söyleminde bulunuyor. içimde bir yerlerde karşılacakmışız gibi bir his var. hatta mutlaka karşılacağız. bakalım o zaman ne olacak.

31 temmuz. (beirut- landslide)

en mükemmel her zaman sona saklanır finaller başka bir güzeldir ya, benim de onu hayatıma almam öyle oldu sanki. sanki bilerek sona saklamıştım ve finali onunla yapmıştım. onun hakkında günlüklerime nerdeyse birkaç ansiklopedi yazmış gibi hissediyorum. zaten nerdeyse bu kişiyle ilgili hemen hemen her gün bir şeyler karalıyorum. bu kişi de bana çok kızgın ve hayatta alabileceğim en ağır ceza ile sınıyor beni. 2015 yılından yollarımızı ayırdığımızdan beri benimle bir kez bile konuşmadı ve benim de onunla konuşmama izin vermiyor. ne zaman denesem ışık hızı ile bloke ediyor. (yani o kadar hızlı ediyor ki birgün sorucam ya sen tüm gün telefonunun elinde benim mesaj atmamı mı bekliyorsun diye) muhtemelen okumuyor bile. bazen çok üzülüp vazgeçiyorum. hayatıma başka şeyler sokmaya çalışıyorum. bazen 1-2 ay onu düşünmeden geçiyor da. ama bazen de hiç aklımda yokken gece uykumdan adını haykırarak kalkabiliyorum. bu noel’den birkaç gün sonra oldu. noel’den sonra da zaten anlamdıramadığım bir şekilde sürekli aklıma düşmeye başladı. tuhaf bir his. aynı yukarıda eminönü – kopenhag (ulan böyle yazınca da nasıl acımasız bir ikilem oldular, eminönü ya 10 liraya çanta gel abla gel yani) örneğinde yazdığım gibi. bununla başa çıkamıyorum. çok çaresiz hissediyorum. en son onu kötü gördüğüm günün ertesinde dayanamayıp bir şeyler yazdıktan sonra yine bloke edildim ve sonrasında çok zor birkaç gün geçirdim ve yeter dedim. ulan sen sevmeye kıyamıyorsun, rüyanda bile mutsuz görsen dayanamıyorsun ama o çatır çatır bloke ediyor. lakin sonra yine ilahi bir mesaj aldım, yaptığım şeyin doğru olduğunu söyleyen.

bununla gerçekte başa çıkamıyorum ve ne yapacağımı gerçekten bilmiyorum. diğer örneklerin ne kadar oluru varsa bunun da o kadar yok. ama bir yandan da diğerlerinde duymadığım bir tutku ile peşinden koşturuyor. bilemiyorum, ben ne kadar farklı hissediyorsam karşımda da o kadar alakasız veya çok kızmış bir insan. 4 yıldır hayatımda yok ama şu an nerede yaşadığımı bildiğini bile sanmıyorum. rüyamda buna isyan ettiğim an ilahi mesaj şöyle diyordu “sev, sevmeye devam et, vakti geldiğinde sen sevgiye gideceksin, sevgi de sana gelecek”

ilk başta mutlaka birgün karşısına çıkacağım dedim ama sonra 4 yıldır olmayan şeyleri düşündüm ve şuna karar verdim. libya’ya ilk yerleştiğinde ona ölürsen tanrı seni yıldızlara bölsün gecelerimi aydınlatsın demiştim ama ben hiç beklemediği an yıldız gibi kayıp gideceğim hayatından, tüm göstergeler bu dünyadan erken ayrılacağımı gösteriyor şu an. sanırım o zaman gerçek sevgiye gideceğim. (öteki dünyaya) o da dünyadaki zamanı bitince yanıma gelecek ve aslında ilk defa öteki dünyada tanıştığımızı hatırlayacak ve yine birlikte olacağız. biraz geç olacak ama buna değer biri, ben buna bile razıyım sanırım.

bu arada çok epik bitmedi mi ya? hehe. umarım nasıl bir şey olduğunu anlatabilmişimdir…

sevgilerle

çocuk kalpli.

 

4 Comments Add yours

  1. gamzenur says:

    Üşenmeden hepsini okudum. Her şeyi çok güzel anlatmışsın. Değindiğin her konuyu seninle birlikte ben de yaşadım. Umarım tekrar karşılaşırsın istediğin kişiyle. Sana sevgilerimi gönderiyorum çocuk kalpli..

    Liked by 1 person

    1. puercorde says:

      Çok teşekkür ederim, bunlar altın değerinde yorumlar benim için. Umarım birgün bir köşeyi dönerim ve karşımda olur. Çocuk Kalpli dediğin için de ayrıca teşekkür ederim, bu beni çok iyi hissettiren bir şey.

      PS: O zaman ben de senin bloğunu takip edeceğim!

      Liked by 1 person

      1. gamzenur says:

        Umarım,ümidini kesme bende teşekkür ederim 🙂

        Liked by 1 person

Leave a Reply to gamzenur Cancel reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.