feb 26th.

günaydın!

daha önce neden yapmamışım bilmiyorum ama sabahın ilk ışıklarında yazmak ayrı bir güzelmiş, gerçi kendimi bir yandan sabah programı yaparmış gibi de hissediyorum, sanki birden “canlarım, kurban olsun seda ablanız size” diye yükselecekmişim gibi gelmiyorda değil ama neyse eheh.

erken kalktım çünkü çok hastayım. dün birini ehliyet sınavına götürdüm, evden çıkmadan önce duş almıştım, onun da sınava 3. girişi, yolda giderken ya bu sefer iş teklifi aldım kesin geçmem lazım sınavı bir yere park edip bana bir de sen gösterebilir misin dedi. havada hissedilen -20 derece. hayır diyemedim tabiki, önce gösterdim sonra yapmasını bekledim. yok arkadaş yapamıyor, geri geri gelirken panik yapıyor. ben de dışarıda o yapamadıkça donuyorum felan. 15-20 dakika donduktan sonra sınava gittik, ulan gene geçemedi. oradan kiliseye gittim rebecca ile konuşmak için. dedim ne olursa olsun açıkça konuşucam diye, onun da yanına bir gittim burnundan soluyor, konuşmak için kesinlikle yanlış günü seçmişim. ufak kızı ile odasında kavga ediyor. masanın üzerine baktım direk bana fırlatabileceği sert bir şey var mı diye, gözüm kalemlik ile göz göze geldi kapıdan içeri çok girmedim o bu yüzden. ani bir geri kaçış manevrası yapabilmeliydim.

sonra söze girdim. seninle senegal’e gelemem. aynı yaşlarda olduğumuzu ve senden çok seyahat tecrübem olduğunu biliyorum ama son yaşadığım sağlık olaylarından sonra annemin üzerime düşmesi çok arttı, babaannemin cenazesinde türkiye’ye bile gelmeme bile izin vermedi, yazın gelirim dedim hayır gelme ben gelecem diye gitti amerika vizesi aldı dedim. ciddi ciddi annen mi izin vermedi dedi, evet dedim (bir gözüm kalemlikte)

ufak kızına dönerek duydun mu jubilee dedi? annenler kaç yaşına gelse de izin vermediklerinde çocuklar hiçbir şey yapamıyor. jubilee de başladı ağlamaya, arkadaşlarımın hepsinin annesi izin veriyor, bir ben kaldım, yazık bana diye. dedim konu nedir, okuldaki arkadaşları 2 saat sonra lego movie 2’ye gidecekmiş, rebecca’nın da kilisede işleri var. ya ben götürürüm hem ben de ikinci kez izlemiş gülmüş olurum. ay gerçekten mi dedi?

ya dedim sen o işleri bana bırak. o işler bende. ne kadar animasyon varsa ben götürürüm, ben giderim seninkilerle. aldım jubilee’yi sinemaya götürdüm. aslında kendimi götürdüm, ikinci kez izlememe rağmen ben ondan daha çok güldüm. dönerken bana sen çok farklı birisin, diğer büyük insanlara benzemiyorsun, keşke benimle aynı evde yaşasan diyor.

böylelikle afrika işinden de yırttık, darısı kanada’ya. şu an cidden hiç öyle arabayla uzun yollara düşesim yok. tamam kuzey ışıklarını görmek istiyorum ama şu an içimde yolculuk yapacak motivasyon yok, hele ki soğukta. eşimin de iş durumu dolayısı ile sadece mart’ta 10 günlük boşu var. aslında yarın akşam için kp5 uyarısı geçilmiş durumda, biraz iyi olsam traverse city’e sürerim ama o gücü hiç kendimde göremiyorum.

bakıcaz…

herkese amerika’dan kucak dolusu sevgilerle.

çocuk kalpli.

Leave a Reply

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.