devastated.

soğuk algınlığı ile mücadelede 2. gün. ateşim öyle yüksek ki iki dakika uykuya dalsam bile korkunçlu rüya görüyorum. kendimi ayık tutmak için şu an her dolu deniyorum. yazayım yine. bu sabah eşim beni uyandırmasa rüyamda korkudan ölebilirdim sanırım. eşim ağlama sesimi duyunca odama gelmiş, uyurken ağlıyordun dedi. çok kötü şeyler görüyordum. hasta olmama rağmen uyumaktan vazgeçtim ama gün içerisinde yine dayanamayıp daldım birkaç kere yine ve aynı şeyleri gördüm. vücudum yorgun olduğundan kendimi de uyandıramıyorum. belki bu gece uyumam, iner oyun odasına lego oynarım. korktum…

böyle zamanların tek güzel yanı, eşime her hasta oluşumda yeniden aşık olmam sanırım. yatağıma gelip beni sarılarak kaldırdığında buna direk düşerim. bugün yine acaba güce mi tapıyorum diye aklıma geldi ama tek başına güç değil beni benden alan. tatlı sert dedikleri şey belki, güç artı şefkat.

o da biliyor böyle zamanlarda beni düşürdüğünü, hemen araya bir seyahat planı sıkıştırıyor. kanada’ya gidip dağa çıkma sözü verdim. hem kp4’e gidip kuzey ışıklarını kovalayalım hem de uzun yürüyüşler yapalım istiyor. kp5’ten bir fayda göremedik michigan’da, 3-4 kere alarm geçti ama hava hep kötü, bulutluydu. ama bunu bana kabul ettirebilmek için kullandığı cümle şuydu;

“soğuk kanada gecelerinde sıcacık battaniyenin altında beraber uyuruz”

adi adam, her zaman en zayıf yerimden vuruyorsun ve ben seni çok seviyorum…

ayrıca ne komik aynı evde yaşıyoruz ama bu yazdığımı sadece beraber çıktığımız yolculuklarda yapıyoruz. kendimi ilk keşfettiğim yıllarda bir arkadaşımın bununla ilgili yorumunu hatırlıyorum, o daha da komikti. beni anlamaya çalışırken benim cinsellikle ilgim olmadığını duyunca, senin için sevgilinle yapabileceğin en özel şey ne o zaman demişti, onunla uyumak demiştim. bana “ruh hastası pis sapık” demişti gülerek. ona öyle geliyordum, gerçeğinde ise o bana öyle geliyordu. o zaman anladım ki anlatmak için boşuna yoruyorum kendimi. ben başka dünya başkaydı. sonra eşimle tanıştım, dünya o zaman daha yaşanabilir bir yer oldu benim için.

doktorlarım insanlara hissettiğim şeyin aşk olmadığını, hayranlık ile açıklanabileceği söyler hep. olabilir geliyor hem eşimi hem ona olan sevgimin benzerliğini görünce. hatta bazen ikisini de aynı anda seviyormuşum gibi geliyor. bilmiyorum. kafam çok karışık son günlerde.

çok zorlandım yine. amerika’ya geldiğim ilk aylar çok mutluydum ama türkiye ziyaretim sonrasında bir sürü beklenmedik şey oldu. bazılarını hala aşamadım, özellikle kelepçelendiğim gün resmen bilinçaltımda yara açtı. korkunçlu rüyalarımda bazen kelepçelenmiş bir şekilde akıl hastanesine götürülüyorum.  iç huzurumu en kısa zamanda bulmalıyım. bugün birkaç çocuk kitabı aldım, geceleri yatmadan onları okuyacağım. yarın gelirler umarım. usps yağan karı bahane edip doğru dürüst çalışmıyor, zaten üzerime koltuk battaniyesini alıp posta kutusunu kontrol etmeye giderken hastalandım muhtemelen. evde tişörtle geziyorum ve posta kutusunu kontrol etmek için montumu giymek ölüm geliyor. posta kutusu da amerika’da hayati önem arz eden bir olay. çünkü indirim kuponları geliyor, eğer bu kuponları kullanırsanız haftada 10-15 dolarlık bir katkı sağlıyor bütçenize. büyük firmalardan da ciddi indirimler geliyor. ilk zamanlar ne kadar çok kağıt israf ediyorsunuz uğraşamam ben bu posta kutusuyla diye söylendim ama  kuponlardaki indirimlerden yararlanmaya başlayınca fikrim değişti.

diğeri de recycle, ilk günler nefret etmiştim. biraların, kutu kolaların içindeki son kalan artıklar elime dökülüyordu geri dönüşüm kutusuna atarken. sonra kullandıktan sonra içini çalkalamayı keşfettim, şimdi iyice biriktirip büyük çöp torbası halinde götürüyorum geri dönüşüme. alırken sanki kutulara para ödememişim gibi geri dönüşümden dolar kazanmak da hoşuma gidiyor. psikolojik olarak da çok rahatlıyorum artıklardan kurtulduğum için. ben kalp recycle kısaca.

ilk geldiğimde her şeyi kafamda metrik sisteme çeviriyordum, mili 3’e bölüp 5’le çarpıyordum km’yi bulmak için, pound’ı inch’i 2 ile çarpıyordum metrik sistemdeki karşılıklarını bulmak için ama artık hiçbir şeyi çevirmiyorum, her şeyi olduğu gibi kabul ettim.

yazıyorum ama hiç türkçe konuşmuyorum. sadece annemle ve kız kardeşimle türkçe konuşuyorum onlarla da kendi aramızda bir bebek dilimiz var. tam türkçe sayılmaz. 34 yaşındayım, aslında itiraf etmek utanç veriyor ama böyle. geçenlerde bir arkadaşım aradı, konuşamadık resmen. türkçe kelimeler aklıma gelmedi konuşurken, kekeleyip durdum. hani insanlarla alay ediyorlar özenti felan diyorlar araya ingilizce kelime sıkıştırınca, günahını alıyorsunuz bu kişilerin. çünkü o konuşmada aklıma gerçekten türkçe karşılıkları gelmedi kelimelerin. o güne özel olduğunu temenni ediyorum. yeterince uyuyamadım belkide. ana dilimi unutmamalıyım.

arayan arkadaşım da askere gitmeden önce veda etmek için aradı. 3 hafta yapacağını biliyordum ama sesi ağlamaklı gelince dedim herhalde şırnak’a hakkari’ye felan gönderiyorlar. küçükçekmece’de oturuyor, kartal’a çıkmış askerliği. biz şuanki baskın nesil ne kadar hassasız. 3 hafta hapse girme gözüyle bakıyor askerliğe. halbuki 3 hafta patates soyup tencere yıkayacak. ben de aslında iyi bir niyetle kelepçelendim ama bunu bir türlü aşamıyorum. (polise eşimin babasını tutuklarsanız kendimi öldürürüm dedim) kabus oldu bana. amerika’da kendinizi öldüreceğinizi söylediğiniz an prosedür bu, hatta bunu söylemezseniz bir yere yazarsanız ve sizi bir arkadaşınız ihbar edip aynı şekilde yine detain ettirebiliyor. ayrıca hayır böyle bir şey yok demeniz de işe yaramıyor. çünkü sizi ilk aldıklarında doğruları bülbül gibi öteceğiniz türden ilaç verip uyutup ertesi gün ilacın verdiği sarhoşlukla her şeyini itiraf etmenizi bekliyorlar. alındığım gecenin ertesi günü uyandığımda hayır ben kendimi öldürmek istemedim, bu olanlar karşısında türkçe bir serzeniş biçimi dediğim için çabuk yırttım. o an için doğru olan da buydu. ayrıca olay da saçmaydı, neden eşimin babası tutuklandığı için kendimi öldüreyim.

ama bir kez daha benzeri bir şey daha yaşarsam aylarca çıkamam. çünkü bazen gerçekten intihar etmek istiyorum hatta yüksek bir yere çıkıp cesaretimin gelmesini de çok bekledim. bazen düşünüyorum da rebecca ile dini yakınlık kuramamamızın en büyük nedeni protestan olması değil, bunları ona itiraf edememem. türkiye’deki papazıma söylesem benimle saatlerce konuşur ama rebecca öyle yapmaz direk 911’i arayıp beni detain bir şekilde hastaneye gönderir ve bana bu şekilde daha çok yardımcı olacağını düşünür.

gerçi en son krizimde kaç saat benimle birlikteydi, hatta ertesi gün de geldi. arkadaşım mı dini rehberim mi bazen anlayamıyorum. beni sevdiğini söylüyor hep, umarım gerçekten seviyordur, beni birileri sevsin artık lütfen.

böyle aklıma ilk geleni düşünmeden yazdığım, uyumadan önce beyinde lafın lafı açması gibi bir yazı oldu.

sevgiler…

günün yıkığı çocuk kalpli. namı diğer puer corde.

 

 

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.