jan 14th.

libya hakkında yazacağıma söz vermiştim…

2017 yazı, istanbul.

sergi olayından sonra olanları kendime yediremeyip bir kez daha karşısına çıkmaya karar verdim. ikinci bir şansım olsun istemiştim, tüm cesaretimi topladıktan sonra instagram’da farklı bir kullanıcı ismi bulup onunla iletişime geçtim. ikinci sergisinin nerede ne zaman olacağını 2 dakika içinde öğrenmeme rağmen kalbime yine o korku düştü, daha karşısına çıkmadan bile ona yazdığım telefon elimde titriyordu. kesinlikle yapamayacaktım. imkansızdı. mesajın sonunda gelemeyeceğimi söyleyip kaçınca o da bu kişinin ben olduğumu anladı. ileriki günlerde durum benim için daha da kötüleşmeye başlayınca soluğu doktorumun yanında aldım.

doktorum ne kadar sofistike ve bir bilim insanı olsa da yönlendirilmekten ve yargılanmaktan hoşlanmıyordu. bu içinde bulunduğum durumdan onu sorumlu tuttuğumu ima edince, bana karşı kırıcı olmaya başladı. bilinçaltım ile aylarca konuşmuş tüm istediği bilgileri almıştı, bu doğruydu. lakin söylediğine göre bana telkin ettiği şeyler de benim sözlerimdi. işte bu imkansızdı. doğru olmadığını bildiğim için dinlemekten korkmuyordum. biraz daha konuşunca buna pişman oldum. çünkü bana daha önce hiç söylemediği şeyleri anlatacaktı…

bugüne kadar kimsenin hayatımdaki insanlar hakkındaki düşüncelerinin bir önemi olmamıştı. zaten çocukluğumdan beri beni yakından tanıyanlar hayatımdaki en büyük kuralın “işine karışılmaz, işi belli olmaz” olduğunu bilirdi. 2012 yılının yazında kiliseden birkaç arkadaşım o kişinin hayatımdaki yerinden mutlu değildi. özellikle biri onunla tartışıp olayı o kadar büyütmüştü ki hayatı üçümüz adına da cehenneme çevirmişti. gene de umursamıyordum, içimdeki yangınları bastırıyordum, başkaları kocaman paragraflarla ona olan sevgime saldırırken ben onun tek bir cümlesi bir sözü moral bulup hayatıma devam edebiliyordum. sadece eskisine göre daha çok uyumaya ve sakinleştirici almaya başlamıştım. zamanla bu sakinleştiriciler beni tuhaflaştırmaya başladı. 25 yaşıma kadar doğru dürüst günah işlemeden geldiğimi hatırlıyorum, sonraki yıllarda ise arayı tamamen kapattım sanırım. gerçekten büyük hatalar yaptım. 2015 yılının yaz günü “seni artık hayatımda istemiyorum” mesajını aldığımda tüm suçun kendimde olduğunu biliyordum. çok utanmıştım, ona gidemememin sebebi duyduğum bu utanç olmalıydı.

ama doktorum bilinçaltım ile konuştuğunda, bu ona gidemeyen halimin nedeninin utanç değil suçluluk duygusunun bastırdığı kırgınlık ve korku duygularının olduğunu söyledi. anlattığı şeyler beni çıldırtmaya başlamıştı. çünkü bu başkasının düşünceleri değil, benim içimde bastırmaya çalıştığım o meşhur yangınlardı. doktordan söylediklerin kabul etmeyerek öfke ile ayrılsam da arabama binip eve gelinceye kadar ağladım. çünkü söylediği her şey doğruydu.

beni hem kırmış hem korkutmuştu. ondan gerçekten korkuyordum, öfkesinden, yapabileceklerinden, kininden, sadece bana karşı olan sevgisizliğinden ve acımasızlığından korkuyordum. dahası da vardı, her ne kadar saklamak istesem de aslında bir şeye çok kırılmıştım. beni onun gibi sevmemesini anlardım ama yardıma ihtiyacım olduğu bir an hiç arkadaşım değilmiş gibi son tekmeyi atmasını kendime açıklayamıyordum. yaptığım şey hoş değildi ama yaptığım sırada bir ilacın etkisindeydim, bunu biliyordu. doktora bilinçaltımdan söylediğim gibi ona yürüdüğüm yolların, gözlerinin içinden kalbine baktığım anların, düşünmeye başladığımda saniye gibi geçen saatlerin, canının yanında canımı koyup uyuduğum gecelerin onun için bir anlamı yoktu. kötü biri de değildi üstelik, ne benim ne başkasının kötülüğünü isterdi işte böyle birinin gazabına uğrayıp, umrunda olmamak, hayatından kovulmak daha da acıtıyordu.

çok kırgındım…

eve geldiğimde bayılana kadar içtim, tanıştığımız güne kahrettim, hiç var olmamayı bile diledim.

sonra ertesi sabah kalktım ve onu hayatımdan çıkardım dememi bekliyorsunuz değil mi? hayır. güne resmini stalklayarak başlamak üzere instagram’ını açtım.

her zaman gidip gezdiği yerleri paylaşırdı, bundan aslında çok sıkılırdım ama gene de bakmak isterdim. tuhaf bir yere gitmiş gibiydi bu sefer, neresi olduğunu anlamaya çalışıyordum, fotoğrafın altını okumam ile birlikte nefes alamamaya başladım. çalışmak için libya’ya gitmişti. libya? hani şu bildiğimiz sokakta kaddafi’nin taşlarla linç edilerek öldürüldüğü, her türlü terör belasının ve insanlığa zararlı olan geri kalmış asalakların yaşadığı arap ülkelerinden biri. çıldırdığımı hatırlıyorum. mutfakta ne kadar tabak varsa aşağı indirdim. sonra eşimin beni atar topar doktora getirmesiyle ilk kalçadan sakinleştiricimle ile tanıştım böylelikle. ondan sonra da işte hep böyle kalçalardan devam ettik. yeşilköy’deki evime yakın özel bir psikiyatri hastanesi açan bir doktorla anlaştık. ne zaman huzursuzlansam soluğu eşimin kucağında o hastanede aldım. bu doktor 15 temmuz’da yaşanan olaylardan sonra itibarsızlaştırılmış biriydi, çok hastası yoktu bu yüzden amerika’ya gelene kadar ki süreç, bana çok daha fazla zaman ayırabildiğinden, yumuşak geçti. bir de önceki doktoruma ödediğimin 3’te 1’ini ödüyordum ve kariyer olarak birbiri ile eş doktorlardı.

haziran ayında bir arkadaşının bloğunda orada mutlu olduğunu okudum, gene de korkularıma engel olamadığımdan artık hiçbir hesabını takip etmiyorum. daha önce dünya turunu kalbime indirmişti, sabırsızlıkla dönmesini beklediğim turu bitince de suriyeli mültecilerle ve terör örgütleri ile büyük sorunların yaşandığı bir dönemde gaziantep gibi tehlikeli bir şehre yerleşti. tam oradan sonsuza kadar kurtuldu diyordum libya’ya atlamış. libya’dan ayrılınca da muhtemelen eline tüfek alıp afganistan’a savaşmaya gider kesin, yani artık bunu duysam şaşırmayacağım haldeyim.

neyse bir yerlerde mutlu yaşasın da, ben bu halimize de razıyım. ne yaşanırsa yaşansın ona olan sevgimden en ufak parçayı bile kaybetmedim. etmiyorum aslında kimseye şikayet. bir süredir onunla ilgili istediğim bir şey de yok. eşim hayatıma girdiğinden beri eskisi kadar üzgün değilim, eskisi kadar çok düşünmüyorum. hayat tüm güzelliği ile devam ediyor ve aynada hala genç görünürken isteseniz de hüzüne kapılıp gidemiyorsunuz.

bir haftalık kabustan sonra son iki gündür hayatım tekrar yoluna giriyormuş gibi gelmeye başladı. en büyük üzüntülerin ardından beni içine çeken bu garip huzuru çok seviyorum.

ps: artık yorumları yayınlayacağım, hakaret ve küfür olmazsa gerçek kimliğiniz olmasa bile döneceğim. ben de sizi seviyorum. amerika’dan sevgiler ve iyi geceler.

cocuk kalpli.

8 Comments Add yours

  1. atakan says:

    ahhh be puer!!! gece gece hem üzdün hem güldürdün yine özellikle gece kahrolup sabah instadan stalkladığını söylediiin yerde gülmekten gözlerimden yaş geldi 😂😂😂😂 kaldıramamış bu sevgiyi düşindüğün kadar büyük biri adam değilmiş bence biri beni böyle sevse aklımı kaybederim ben bee 😇 denk gelmezki bize böyle. senin daha önce kimsenin yatağına girmediğini biliyorsa ve seni takmadığı halde yatağına almışsa söyle enişteye taksın totosuna bıçağı, var böyle koleksiyon tipler sevmezler ama çevrelerinde bulundurup egolarını şişirirler işleri bitince de atarlar.

    Liked by 1 person

    1. puercorde says:

      Böyle ölmem füze gönder. Ya ama tam olarak böyle düşündüğün gibi olmadı aslında ahahaha ah yazamadım da şuna bak aldığım ilk yorum beni bitirdi resmen. Cinsellik hiç olmadı benim hayatımda. Uyumak derken gerçekten uyudum. Ama inan ahı cinsellikten daha ağır. Böylesine temiz bir hissi, böyle biri olmadığın sürece asla geri ödeyemezsin.

      Like

  2. atakan says:

    forvetsizlik hepimizi çok zorladı ben de iyice deli ettim kendimi sahip çıkalım dede diyen kadın gibi mala bağladkm iyiyce 🤣🤣🤣

    Like

  3. puercorde says:

    Mumdan çıkmış yangın.

    Like

  4. Muratcım B. S. says:

    Selam, çok ilginç bir karaktersiniz tanıdık hiçbirşeye benzemiyorsunuz. Yazılarınızı çok seviyorum inşallah daha çok yazarsınız.

    Özel hayatınızı tam anlayamadım o diye bahsettiğiniz karakterin daha çok anlatılmasına ihtiyaç var gibi, bu karakter net görünen özelliklerin içinde çok büyük çelişkiler barındırıyor, neden böyle hissettim bilmiyorum, iyi biri olmasına rağmen sizi bu şekilde bırakması çok oturmuyor okuyucu gözünde. Bahsettiğiniz kadar umrunda olmasanız yaşadıklarınızı deneyimleyecek zamanı bulamazdınız sanki. Bu hikayede eksik bir parça var. Belkide o da sizin imkansızlıklarınız karşısında acı çekiyordu, tam tersinden bakın sizin gibi birine aşık olmak da çok üzücü. Yazdıklarınız yaptıklarınız insan onurunu okşayacak cinsten ama ne olursa olsun Kimse onu cinsel olarak arzulamayan birini hayatında istemez, çok üzücü ama gerçek bu. İsterseniz aşkınızdan atomlara bölünün ama aşkın karşılığı birleşmedir. Ya da sizi gerçekten arkadaşı olarak görüyordu, ona aşık olmanıza dayanabildiği kadar dayandı ama birgün sonuna geldi. Bunu İyi biri olduğunu yazmanızdan çıkardım.

    Like

    1. puercorde says:

      Çok teşekkür ederim çok mutlu etti yorumunuz, ben de yazılarımı seviyorum sanırım, kendimi yazdığımda daha iyi hissediyorum, yazdığım günler daha huzurlu uyuyabiliyorum, bir çeşit terapi benim için diyebilirim…

      Yorumunuzun cinsellik ile olan kısmı çok şekilendiremedim kafamda, bu konu hakkında hayal dünyam ne yazık ki çok sınırlı. O kısım ile ilgili yorum bile yapamayacağım ama karakter ile ilgili olarak zaten okuyana kötü olduğunu hissettirmek gibi bir amacım yok, bunu yıkıldım mahvoldum bitti gitti dediğim günün ertesi sabahı güne instagram’ını açarak başlamamdan anlayabilirsiniz. Ve onunla paylaştığımız tüm anılarımız bu inişler çıkışlar üzerinden gerçekleşti.

      Karşımdaki şeyi hiç bir zaman tam anlama gibi bir şansım olmadı. “Onu ilk gördüğümde başıma bir şey geldiğini anlamıştım” yazmıştım. Ben o andan itibaren anlamaktan çok sürekli bir kaçış içerisindeydim, hatta bir ara bunu da başardığıma emindim, başka insanlar oldu çünkü hayatımda ama birkaç yıl sonra bir baktım yanında uyuyorum. Ondan sonra vazgeçebilmek bir daha hiç mümkün olmadı zaten.

      “Aşkınızı bir süre idare etti ama sonunda dayanamadı…”

      Evet. Bu gayet olabilir duruyor. Hakkını yiyemem ve burada idare olarak net olarak en az 5 yıldan bahsediyoruz. Zaten kız kardeşim de gittiğinde benzeri bir şey söylemişti. Sana oyuncak getiren biri senin duygularınla oynamaz, o da kendinden çok fedakarlık etti, sonuna kadar zorladı sabrını dedi. Aslında annem daha da güzel şeyler söyledi onun için, seni kurtarmak istedi, onunla sürüklenmeni istemiyordu, onunla iyi olamayacağını biliyordu, yolundan çıkarak sana iyilik etmek istedi dedi. Annem hep böyle iyi şeyler düşünen biridir, ben de biraz onun kızıyım zaten, dediğim gibi kesinlikle karakteri kötülemeye çalışmak gibi bir durum yok. Lakin hayatımdan çıktıktan sonra ona herhangi bir şey yazdığımda beni saniyeler içinde bloke ediyor ve ben bu nefret karşısında karmakarışık oluyorum bazen. Bazen de birden bire kalbime düşüyor, kendimi kederli cümleler arasında buluyorum. Zaten ruh sağlığımın çok yerinde olmadığını farketmişsinizdir, bu iniş ve çıkışları hep yaşıyorum.

      Ama kötü kişi yok bu hikaye de, buna emin olun lütfen.

      Çok da kötü şeyler olmadı onun gidişinden sonra zaten, hatta hep güzel şeyler oldu, çok mutlu bir evliliğim, mutlu bir hayatım var, hiç beklemediğim anlarda bana oyuncak alan biri yok ama kocaman bir ev satın alıp bir de elime kredi kartı verip git istediğin oyuncağı alıp içine doldur diyen bir eşim var.

      Ben şanslı biriyim.
      Sevgiler!

      Çocuk kalpli.

      Like

  5. Göksu Işın says:

    Merhaba bu sıcacık yazı için teşekkürler. Hayatında hiç astral seyahat yapmamış ama bunu yapmak isteyen birine kılavuz olacak bir yazı yazar mısınız? Bu konuda türkçe kaynak çok az, bilgiler çok kısıtlı. Esenlikler 🍁

    Like

    1. puercorde says:

      Merhaba, bazen bu tür yorumlar aldığımda Youtube kanalı kurma gibi hayallere dalıyorum lakin öyle bir dünyadan bahsediyoruz ki birinin uzmanlık diye bahsettiği şeyler diğerine çok basit gelebiliyor. Ben bu konuda biraz “Gifted” sayılırım, ilk astral çıkışımı 22 yaşında ne olduğunu bilmeden yaşadım ve tüm bedenimi karşıdan izliyordum. Şu an 34 yaşındayım, arada geçen 12 yılda en az 5000 yıllık astral seyahat tecrübem oldu. (Orada zaman farklı akıyor) Bu ilk çıkışa astral seyahat diyenler var lakin astral uçsuz bucaksız bir kapı, açtıkça açılıyor. Bir kaç aydır geçmişe yolculuk yapabiliyorum, daha önceleri sadece geleceğe gidiyordum. Gelecekten gerçekleşmediği sürece emin olamıyordum ama geçmişe gitmenin tadı daha başkaymış. Eminim ben artık uzmanım desem Tibet’teki bir rahip benim bu seviyemle dalga geçebilir. Adamlar hayatlarını meditasyon olarak yaşıyor, her saniyeleri ayrı bir çıkış.

      Hiç başlamamış birine tavsiyelerim şu olurdu;

      Gerekli şeyler;
      Huzur veya büyük üzüntüler.
      Allah’a ve hesap gününe mutlak inanç, sürekli ibadet.
      Rahatsız edilmeyeceğin mekanlarda uzun uykular.

      Bunları sağlayabiliyorsan her gün uyanmayacağını bildiğin halde sabah 5’e saatini kurarsın. İlk günler sadece kalkıp alarmı kapatmakla geçen bu süreç bir süre sonra ruhunun uyku ile uyanıklık arasında kalmasına ve bedenden kararsız bir şekilde vücudunun dışına çıkmasına yardımcı olacaktır.

      Sıkıcı gibi görünür ama her gece uyumak zorunda olduğunu düşünürsen denemekten zarar gelmez diye düşünüyorum. Tek uyarım, eğer çıkışlarında seni rahatsız eden varlıklarla karşılaşıyorsan ve onlar seni korkutuyorsa, bunu asla bir daha deneme. Geçmişte yine benden tavsiyeler alıp olumsuz şeyler yaşayan arkadaşlarım oldu. Gerçek inanan olmadıkları için bu sorunu yaşadığını düşünüyorum.

      Sevgiler.

      Like

Leave a Reply

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.