jan 13th.

son yazımdan sonra daha da çok uyudum, temel ihtiyaçlarım dışında odamdan dışarı bile çıkmadım. yatakta geçirdiğim bu süre geçmişe yaptığım astral yolculukların sayısını arttırdı ve bunun sonucunda ilk uyandığım an kendime gelmem yaklaşık 5 dakika almaya başlayınca dedim artık uyumamalıyım. mesela uykumda 2008 yılındaysam uyandığımda tam 10 yıl içinde olanları teker teker hatırlamam gerekiyor. bunu daha önce de yaşamıştım ilk başlarda çok korkutucu, uyandığınız odayı, elinizdeki yüzüğü hatırlamamanız lakin sonra buna da alışıyor insan. ben alıştım. neyse an itibarı ile ayığım, ayaktayım.

son birkaç günü 2008-2009 yılları arasında geçirdim. artık rüyalarımda istediğim kadar geriye gidebiliyorum. bu iş için ortalama 10 saat uyumanız gerekiyor, uykunun ilk 4 saati rem evresinde geçiyor, bedeninizden çok uzakta değilsiniz hatta tam üstündesiniz, bu evrede gördüğünüz rüyalar saçma çünkü bedeniniz hala tam olarak gevşemedi, bilinç altınızla savaşıyorsunuz, gün içinde yaşadığınız tüm yorgunluklar ve olumsuzluklar kendini bu sırada onarıyor. 5. veya 6. saatten itibaren ruhunuz/enerji bedeniniz ortamı tamamen terkediyor. yattığınız saate göre değişir ama bu saatlerin, allahın geceyi onardığı gündüzü insanların üzerine getirdiği saatler olması, bu sırada diğer boyut ile aramızdaki perdenin azalması bir tesadüften fazlasıdır. yani bu işin bir saati varsa bu tam olarak sabah 5 ile 7 arası.

astral boyut nedir, zaman kavramının olmadığı, imkansızın bulunmadığı, her şeyin mümkün olduğu, her şeye sahip olabileceğiniz, istediğiniz her şeyi yaratabileceğiniz bir hayal dünyası. inception filmini izleyenler bir derece anlayabilirler, o film tamamen astral seyahatin temellerine dayalıydı lakin o filmde karakterlerin hepsi aynı rüyada buluşmaktadır, bu imkansızdır. gerçi benim için geçmişe gidebilmek de kısa zaman öncesine kadar imkansızdı. whatever.

ben tıpkı bu filmdeki gibi 22 yaşımdan beri bir dünya inşa ediyorum. gökyüzünde cenneti andıran galaksilerim var. doğduğum sahil şehrinin arkasındaki tepe paris mesela ve paris’e yürüyerek değil uçarak gidiyorum. bir çok avrupa şehrini doğduğum şehrin çevresine ekledim, sadece gittiklerimi değil hiç bulunmadığım bir şehri de ekledim. ve o şehirde şu an hayatımda olmayan biri ile geziyorum.

o yer, londra…

avrupa’nın tüm büyük şehirlerine birkaç kez gitmeme rağmen hiç bulunmadığım bir yer var o da londra. ben bu şehri ilk onunla tanımıştım, o zamanlar küçüktük, o yüksek öğrenimine orada devam ediyordu, bense bir iki kez yurtdışına çıkmış çıktığı ülkelere de spor kafilesi ile gitmiş biriydim. o zamanlar dünya benim için çok büyüktü ve çok daha ışıltılıydı. hep onunla londra’da gezmeyi hayal ederdim. bu hayali seviyordum, birkaç yıl sonra ekonomik özgürlüğümü kazanmamın yanı sıra tek kuruş ödemeden de avrupa komisyonu toplantılarına katılıp o şehri ziyaret edebilecekken bunu yapmadım. oraya onunla gitmeliydim ama tabi bunu ona asla söyleyemedim, söyleyemediğim diğer şeyler gibi…

ama çok şansız biri de sayılmam. hayatımın 6 aylık bir bölümünde transilvania’da yaşadım ben. çocukluğumdan beri kalelere, orta çağa aşık biri olarak yaptığım en doğru işlerden biridir. onu transilvania’da yaşadığım şehre getirebilmiştim, sokaklarında gezdik beraber, aynı gezide kardeşimin ve birkaç aptal arkadaşının olması nedeni ile çok da mükemmel bir gezi sayılmazdı ama hala gülüşleri zihnimdedir. iyiki yapmışım…

birkaç gün öncesine dek o kadar emindim ki benim için geride kaldığına. en son yazın doğum gününde yazmıştım, hem bir kutlama hem veda olmasını istemiştim. (bu arada tabi bu bir milyonuncu vedam, ortalama bir çocuk kalpli her yıl 2-3 kere bu son diyip sonra ilk soluğu onun yanında alır) çok güzel bir karttı. nadya’nın en özel işlerinden biriydi. sırf doğum gününe yetişebilmesi için kendi ofisinde olmamasına rağmen bir arkadaşı aracılığıyla bana bu kartı ulaştırmıştı. aslında mektup olarak gönderecektim ama son anda fotoğrafını da çektim ve sanal olarak da gönderdim, iyiki öyle yapmışım usps 30 dolar verdiğim priority mail’i kaybetti. paramı geri vermek istediler, allah belanızı versin diyip telefonu kapattım en son. sonra green card’ım da postada kayboldu.

(her şey bir yana nasıl bir posta sisteminin içine düştüm ben arkadaş diye sormadan edemiyorum.)

hayalim londra ama şu an sana ihtiyacım var dese libya’da bir çölde uyuyacağımı da bilsem alabileceğim ilk uçakla atlar yanına giderdim.

libya’da ne işi mi var?

gelecek yazıda görüşmek dileğiyle…

 

 

Leave a Reply

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.