baby it is cold outside.

ay gene olmadı. dün forvet transferinden sonra öyle bir mutluluk çöktü ki, aldım çikolatalarımı kolamı oyun odasına indim, battaniye de aldım üzerime serin oluyor oyun odamız. konsolu açtım geriye yaslandım. sonrası yok. 3-4 saat sonra eşim işten geldiğinde beni öyle bulmuş, uyandıramamış, alıp odama taşırken uyandım (buna da ayrı bayılıyorum öyle güce tapan kadınlardan değilim…

full speed.

3. gün… kendime tam yol ileri komutu verdim, doktora söz verdiğim gibi gün içerisinden 1 saniye bile kafamı yastığa koymuyorum, ayrıca 3 gündür dışarıda yememize rağmen tek bir bira bile içmedim. bu şekilde devam ettiğim sürece her zaman en düşük dozda şu an aldığım tedaviye devam edebileceğim. böylelikle kalçadan da sakinleştirici yemeye bir daha ihtiyacım…

short.

bugün kalkıp yürümem daha çok hayatın içinde olma sözüyle dün zerk edildi son iğne. tabi ilaçları da bir daha kafama göre bırakmama sözü ile. öyle olunca bugün beni en çok mutlu eden sahile gittik. grand haven’de buzların arasında dolaştım bir süre. her şey buz tutmuş 1 saat dolaşmama rağmen eve geldiğimde soğuktan cildimin yandığını farkettim….

didn’t work.

birkaç gündür bisküvili pasta yapmayı deniyorum, bir türlü olmuyor. 3. denememde de olmayınca bıraktım kendimi artık yağmurlar gibi. ben normalde yılda 1 kez ağlarım ama onda da anıra anıra ağlarım. konunun zaten pasta ile ilgisi yok. ağlamam gerekiyordu. çok güzel bir düşünceydi tüm ilaçları bırakmak istemek ama olmuyor, 5 gün dayanamadım bunu görmemek için kör…

kingdom of heaven.

herkesin bir hayali vardır, benim hayalim yazar olmaktı. ama olamadım, daha doğrusu yazar olmak o kadar basite düştü ki, yazar olmaya artık kendimi içinde görmek istemeyecek kadar uzağım. hem kitabını hem filmini sevdiğim çok az yapıt vardır ve bunlardan en çok the great gatsby’i severim. oradaki en sevdiğim karakter de nick carrawey’dir. onun hayali de…

mourn.

karanlığı üstümüzden alan geceyi onaran rabbe şükürler olsun… dün babaannemi kaybettim. astral alemimde yanına gideceğim insanlara bir yenisini daha ekledim böylelikle. babaanneyi kaybetmek çocukluğunu kaybetmek gibi. dedem öldüğünde 8 yaşındaydım, babaannem bana sarılarak ağlamıştı, çok soğuk karlı bir gündü. dedem öldükten sonra moral olsun diye cuma günleri okuldan sonra hep babaannemlere kalmaya gider onunla zaman…

not today.

bu sabah kalktığımda şunu diyordum kendime, bugün geçerse en az 20 yıl daha yaşarım.  gerçekten çok zordu bugün kendi kendimi sakinleştirebilmek. en son cuma günü artık sakinleştirici yardımı almayacağımı yazmıştım, dün aslında çok iyi geçti ilk gün olarak. kar yağdı, galatasaray yendi, buz hokeyi maçına gittik, orada da yendik ama dün ne kadar iyiyse bugün…

closed.

bu hayattaki en hüzünlü günlerim kuşkusuz tam bir ilaç tedavisi bitti her şey yoluna girdi derken ortaya çıkan başka bir ilaç tedavisidir. hem beni hem sevdiklerimi, çok üzer. iki tedavinin arasında genelde 15-20 günlük bir zaman olur bu aradaki süreç sizin için zor geçiyor olsa da hem kendinize hem başkalarına karşı hiçbir ilacın tesiri altında…

thorsday.

oley, uykucu reçete ile 3 ay daha… bu sabah uyandığımda rebecca ile buluşmak istemiyordum, kimseyle buluşmak konuşmak istemiyordum ama böyle hissetmem de iyi değildi. rebecca’yı çok hasta hissediyorum, üşütmüşüm gelemeyeceğim öğlene kadar uyuyup öğlen counselling randevumda olmayı deneyeceğim ama muhtemelen gitmem dedim. bunu sadece iki isimli olanlar bilir, birisi size alıştırdığı isimle değil hiç kullanmadığı…

jan 14th.

libya hakkında yazacağıma söz vermiştim… 2017 yazı, istanbul. sergi olayından sonra olanları kendime yediremeyip bir kez daha karşısına çıkmaya karar verdim. ikinci bir şansım olsun istemiştim, tüm cesaretimi topladıktan sonra instagram’da farklı bir kullanıcı ismi bulup onunla iletişime geçtim. ikinci sergisinin nerede ne zaman olacağını 2 dakika içinde öğrenmeme rağmen kalbime yine o korku düştü,…

jan 13th.

son yazımdan sonra daha da çok uyudum, temel ihtiyaçlarım dışında odamdan dışarı bile çıkmadım. yatakta geçirdiğim bu süre geçmişe yaptığım astral yolculukların sayısını arttırdı ve bunun sonucunda ilk uyandığım an kendime gelmem yaklaşık 5 dakika almaya başlayınca dedim artık uyumamalıyım. mesela uykumda 2008 yılındaysam uyandığımda tam 10 yıl içinde olanları teker teker hatırlamam gerekiyor. bunu…

whatever.

dünü hayal meyal hatırlıyorum, ilk uyandığımda bir bardak portakal suyu ile karşımda belirmiş bir rebecca vardı. onu bana zorla içirip tekrar uyumama izin verdi. akşam biraz konuştuk. din görevlisinden çok yakın arkadaş gibiydi. onunla konuşmak bana iyi geldi. bugün uyandığımda ise eşim de seyahatten dönmüştü ve yatağın üzerinde harika hissediyordum, tüm bedenim yumuşamış gibiydi, yatakta…

anx.

bu öğlen eşimi ve ailesini havalimanına bıraktım, eşimin seattle’da yapması gereken işler vardı ve eve yerleşmemizi beklemişti, ailesi de 6 aydır bizimle uğraşmaktan yorgun düşmüş çareyi kosta rika’da uzun bir tatil yapmakta bulmuştu. eve dönerken bu yalnızlığın bana iyi geleceğini düşünsem de evden içeri girdiğimde birden anksiyete krizim başladı, noel’den sonraki depresyon, withdrawal, taşınma, beklenmedik…

a.

son eşyaları da taşıdık ama ben hala bilgisayarımla birlikte eşimin ailesinin evindeyim. eşyalarımın içinde bulduğum bir seramik kaşık tüm ruhumu çekti aldı bu sabah bedenimden. elime aldığımda duvara yaslanıp yere çöktüm birden. bu kaşığı amerika’ya getirdiğimi tamamen unutmuşum. bir süredir dikkatimi farklı şeyler dağıtıyordu, ben de farklı şeylere dikkatimi vermek istemiştim ya da bilemiyorum bir…

mavi kuş.

yeni yıla başlamamızla türkiye’de yaşadığım bilinç kaybından sonra kullanmaya başladığım uykucu reçetem sona erdi, zaten yalvar yakar refill alabilmiştim aralık sonuna kadar. dün gece uyudum mu uyumadım mı tam emin olamıyorum bu yüzden, bir iki hafta çok zor geçecek, biraz huzursuzluk var şu an. biraz da panik. gelecek ay connection club partisinin housewarming ayağına bizim…