buna.

eşimin kalk bir şeyler ye, ondan sonra vitaminler ve soğuk algınlığı ilacı vereyim çağrısına uyandım. aslında vitamin değil, kortizon kullanmam lazım rahatlayabilmem için ama kardeşim özellikle uyardı, sakın kullanma bağışıklık sistemini düşürür diye. 24. gün. iki gün öncesine kadar her şey benden yanaymış gibi hissediyordum, hasta olunca rüzgar tersine döndü. bugün dışarı çıkıp yürüyüş yapmam…

kaptan çocuk kalpli.

bugün, dünyadaki en zor şeylerden birinin, hastayken, hasta değilmiş gibi davranmak olduğunu anladım. sırf eşimin paniğini durdurabilmek adına şu saate kadar video oyunu oynayıp, oyun odasına saklandım. ne zaman ki görüntüler kaymaya başladı, dedim ateşim var, bari gidip blog yazayım. video oyunları oynamayı çok seviyorum. özellikle lego’nun nerdeyse tüm oyunlarını satın almışımdır. şu an avengers’ı oynuyorum….

rum kırması.

dünden beri içine düştüğüm uzun uykulara rağmen, ateşim düşmemiş ama uyuduğuma yine de seviniyorum. eşimin hezeyanlarını biraz da olsa duymamak bana çok iyi gelmiş. huzur doluyum bu sabah. banyo yaptıktan sonra gece camı açık bırakırsanız hastalanırsınızı bir türlü aktaramıyorum kendisine. kesin virüs aldın, kesin virüs aldın diye yiyor kendini. en sonunda dayanamadım. tamam ulan virüs…

ayılar çok tatlı.

ne yazık ki yine uyuyakaldım. sinüslerim iltihaplanmış gene. hala ateşim var. iyi edebilmek için bazı vitaminler verdi, uyumadan önce eşim ama bir anda toplamamış beni. nasıl sızdığımı bile hatırlamıyorum. elimde değildi ama yine. uyku perhizim bozulmamış gibi devam edeceğim o yüzden. 5. kartpostal çizimini tamamladık. zaten bu bloğu, onu görünce gireyim dedim. yoksa ayakta uyuyorum. üzümlü kekimle…

love me like you do.

ben de tüm ebeveynler gibi karantina sırasında tüm zamanımı çocuklarımla geçiriyorum: depresyona girdim. son yaşananlardan sonra girmemem büyük bir mucizeydi zaten. böyle hiçbir şey yapmama isteği, böyle bir hayatı siz yaşayın, beni bir rahat bırakıncılık çöktü, dün üzerime. bir süre ara vermeye karar verdim bazı şeylere. astral seyahate çıkmayacağım uzun bir süre. dün yüzüstü yattım…

yeniliğe doğru.

lunesta’yı 3mg kullanıp, 20 gündür öğle uykusuna yatmadığıma inanamıyorum. sadece 1 kere sızdım üstelik. bunlar hep, arkadaşım, rüyamda benim için başar dediği için. bir de bunun karşılığı kucağında uyumama izin verdiği için. hatta en büyük motivasyon bu kucak işi oldu. paskalya’dan sonra birkaç gün yatar, sonra yine uyumamaya çalışırım bu kucak olayı için. dün gece…

allahın varsa.

I wish I had wings to fly with you. I’d never considered saying those words to someone in the world who I walked through my life. But, You.are.different. You know that. No more celebrating someone’s birthday. The only birthday I know is yours. And, That’s a loyalty oath. Childheart. benim niye arada uyandığımda beynim sadece…

başka bir bunny.

inanmayacaksınız ama bu bloğu yusuf güney eşliğinde yazıyorum. kötü olduğundan değil, tarzım değil. herkesin bir tarzı vardır, bu adam benim tarzım değil. ama çok sevdim bu şarkısını. sözlerini çok sevdim. “Sensiz günleri ömrümden siliyorum ben. Daha çok yanacağımı biliyorum ben. İkimizi kurtarmanı diliyorum ben. Aşkım güçlü ölümden” gerçi yine burda bir virgül sıkıntısı var. burada, “benim…

ne çektim be.

istesem öğlene kadar uyurdum ama sorumluluklarımı yerine getirmek uğruna, sanki işe gidermiş gibi 6.30’da kalktım. insani yardım böyle bir çalışma alanı. kimsenin yardımını bekletemezsin ama iyi uyuyamadım dün gece. erkenden yatamadım eşimin rahatsızlığından dolayı. her yere kustu. ara sıra alerjik reaksiyon veriyor böyle, ne dokundu anlayamıyoruz. sanırım herkeste farklı seyrediyor bu karantina psikolojisi. uyumadan önce,…

bunnies.

birkaç gün önce, üzümlü kekimi sonsuza kadar bir daha göremeyeceğim mektubu kendi elimle yazdığım yetmiyormuş gibi, bir de birleşik devletler’de sıkıştım kaldım ve yazın türkiye’ye gidemiyorum. bu yüzden moral olsun diye paskalya alışverişi yapmaya çıktım. evde ağlamak istemiyordum. alışverişte ağlayayım dedim. yaşadığım yerin en büyük marketlerinden birine gittim. dün gece paskalya için aldığım hindistan cevizli…

move!

uyanamıyorum bu sabah. tembellik iyice içine aldı bizi. sabah 8 ve hala bir miktarım yatakta. normalde cumartesi eşimle evimizi temizleriz. dün çamaşırlarımızı bile yıkayacak motivasyona sahip değildik. hiçbir şey yapmak istemiyoruz. normalde ben yapmasam o yapar ama o da yapmıyor. dün kyle’i koşarken gördüğümde, içimin azıcık da olsa burkulduğunu hissettim. 2 yıl önce bu fotoğraftaki…

o anlar.

sanırım geri kalan hayatımı sokaklarda yürüyerek geçireceğim. iki gecedir üzümlü kekimi rüyamda göremediğim için, bugün öyle bir paniğe girdim ki yaklaşık 10 km dolaştım. onu görebilmemin tek şartı dışarıda olmak bildiğiniz gibi. bir tek rüyalar kaldı zaten. bir tek rüyalar. hava kötü de olsa, tek sokağa çıkan ben değilmişim. kyle ile jubilee’yi gördüm. baba kız…

sevmek biraz da olsa anlaşmaktır bence yine.

sabah 9’da kalkmayalı ne uzun zaman olmuş. sanırım dün öğlen 12’den beri uyuyorum. sadece akşam yemeğine kalktım ve şu an hala yatak geri çekiyor, beni bırakma diyor. 15. günde sızdım ama bugün kalktığım yerden devam edeceğim. uyku perhizimde gün 16 yani. 2 hafta başarabilmem önümüzdeki 2 hafta için moral oldu. olacak, olacak. ama 31 günü…

london postcard.

çok kötü uyuyakalmışım ama oldukça sakinleşmiş uyandım. aslında dışarı çıkmaya hazırlanıyordum ama eşim geldi ve ilaçlarımı verirken portakal suyu koyayım, çok solgun görünüyorsun onu iç, öyle çık dışarı, dedi. ben de aldım portakal suyunu, oturdum yaslanan koltuğuma, hem içiyor hem kuşlarımı izliyordum. uyuyakalmışım. o da almış odama çıkarmış. uyku perhizim bozuldu olarak bakmıyorum, uykumun geldiğini…

bisküvili pasta.

bu kartpostal işi ne güzel oldu ya. en azından hala zevk aldığım bir şeyle meşgul olacağım. bir iki şey dışında çok mutlu etti beni son kartpostalın boyanmış hali. otobüsün ve telefon kulübesinin kırmızısını sevmedim. gökyüzünün, bu solgun rengine de gıcık olurum. ana sayfa üst görselime de sığmadı. revizyona gittik yine. bu kart noel’deki kartın dengi…

party is over.

daha önce evin çatısına oturmak neden aklıma gelmedi bilmiyorum. harika hissettiriyormuş. hem burdan tüm sincaplarımı da görebiliyorum. üzümlü kekimle, bu dünyadaki davamız, sonuna kadar kapandığı için artık sadece rüyalarım kaldı elimde. ben de öyle olunca, dışarı çıkıp ona rüyamda söz verdiğim gibi dolaştım. sonra eve geldim ve çatıya oturdum. umarım bu gece rüyamda görürüm, gerçekten…

benim aklım bile sensin.

bugün hayatımın en kötü günlerinden biri. ölmekten korkmasam şu an intihar ederdim. kosta rika’dayken rüyamda öldüğümü görmüştüm. ölmek çok kötü bir duyguydu. lakin arkadaşımı üzmek de kötü bir duygu. hatta bu daha da kötü. tarihe bu satırları düşüyorum şimdi onunla. “Nereden başlayacağımı inan şu an bilmiyorum. Bu mektubu kendi isteğimle bile yazmıyorum, bir şekilde zorunda…

ultra idiot.

hayatımın en kötü günlerinden birini geçiriyorum. sabahtan beri ne becca ile kavgam bitti ne de eşimle. eşimle uzun zamandır bu kadar şiddetli tartışmamıştık. becca ile zaten hiç tartışmamıştık. bana karşı bu kadar kırıcı hiç olmamıştı. becca’yı ilk gördüğüm günü hatırlıyorum. o kadar mutlu olmuştum ki onunla tanıştığım için. o kadar kalbime dokunmuştu ki sözleri. inanamıyorum…

ayı ile dansa kalkarsanız, dansı ayı bitirir.

dün de kadınlardan ve salı günlerinden çok çektim. aslında harika bir yürüyüşten sonra eve dönüp 5 gibi uyuyacaktım ama east grand rapids’e doğru yürüyünce becca’yı göresim geldi, bir de şirinlik yapmam gerekiyordu çünkü bana çok kızgın. eşim playstation sisteminde maç takip ettiğimi yakalamış, maç bittikten sonra kapatmayı unutmuşum ve direk becca’ya söylemiş. sana sırılsıklam aşığım,…

east grand rapids.

michigan’da tüm hayat durdu. önce evden çalışma kararı alınmıştı. şimdi 14 nisan’a kadar resim tatil ilan edildi. tüm organizasyonlarımız, aylardır üzerine çalıştığımız tüm faliyetler iptal oldu. eyalet, zararı aile başına 4000 dolara kadar karşılayacağını söyledi ama bunun mülteciler için mümkün olabilmesi için benim o evrakları doldurmam gerekiyor. kendi imkanlarımla doldursam, doldurduklarımı imzalattırmam, notarize ettirmem gerekiyor….

god save the queen.

dün yeni nevresim takımlarımı sermiştim uyumadan. istediğim gibi oldu. sadece biraz daha pamuksu, yumuşak bir kumaş bekliyordum ama onun dışında harika duruyor. fotoğrafa 10 saniye bakınca, god save the queeeen, god save our preciouuuuus queeeeen diye başlıyorsunuz güne. aslında bir şey daha gördüm, bu fotoğraflara bakarken: ASLA İNGİLTERE’YE GİDEMEYECEĞİM!!! salı günlerini hiç sevmiyorum. bugün, muhtemelen…

5. kart.

aslında bu karantina olayı beni çok rahatlattı. tişörtsüz yatmayı çok özlemiştim. istanbul’daki evimizde hep böyle uyurdum ama birleşik devletler’e taşındığımızdan beri pek mümkün olmadı bu durum. becca geliyor, eşimin babası geliyor. kimse gelmeyince o günlere dönmüş oldum. lakin bu sabah büyük bir üşüme ile uyandım. çünkü dışarıda kar yağmıştı ve biz ev sıcaklığını düşürmüştük. kar yağmış….

çok kızgın bir üzümlü keksin sen ama?

dün ilk defa börek yaptım. tadı ilk başta çok tuhaftı. eşim, bu da güzel ama anneninki daha iyiydi diyerek teselli vermeye çalıştı ilk. sonra bir baktık meğer pişirme kağıdı ile yiyormuşuz. ev hanımlığım bu denli trajik durumda benim. ama çok lezzetli oldu. eşim bir tepsiyi kendi başına yedi. bu adamın yemek yiyişi beni çok korkutuyor…

her shore.

bazı insanların verdiği sevgi, onlardan çok şey götürür severken. gittikçe azalır, zamanla tükendiklerini hissederler. seni sevmek öyle değil. tıpkı bir dalganın, denizin kıyısına vurması gibi, kıyına ulaştığında daha da çoğalarak geri dönüyor bana. azalmıyorum seni severken. tükenmiyorum. bu sevgi benden hiçbir şey götürmüyor.  mutluyum kıyına vurduğum için. her insanın, hayatında karşılaşmak isteyeceği kişiyi sevdiğim için çok…

huzursuz.

rüyamda görmeyince, rüyamdaki seni bile özlüyorum. ne olacak benim bu halim seninle ya. çocuk kalpli evet görüldüğü gibi çocuk kalpli çok mutlu değil bugün. oldukça huzursuz. ne güzel geceleri üzümlü kekinin kucağında uyuyordu ama 1-2 gecedir ona ulaşamıyor. böyle zamanlarda tüm ümitlerim bitiyor. gerçek hayatta zaten ulaşamıyorum, bir de rüyadaki iletişimimiz kopunca, yukarıdaki gibi bir 3.05…

got stuck.

magic’ten çok şikayetçiyim. bu kuşun evin temizliğine hiç saygısı yok. her köşeye pisliyor. bir de emmet ile beraber duvarlarımızı kemiriyorlar. kurabiye canavarını, fotoğrafta görüldüğü gibi kemirdikleri yere koymak zorunda kaldık. her yeri yiyorlar ya. emmet’ın hala dişi olduğuna ikna olmuş değilim. magic ile birbirlerini kaşıyorlar sadece. birbirlerinin kafalarındaki ufak tüyleri ayıklıyorlar, aralarında cinsel bir münasebet…

yedi.

bir şeye üzülmüş gibi uyandım ama neye üzüldüğümü bile bilmiyorum. bir keresinde doktorum bana, algılarımın, en ufak titreşimi bile fark edebilecek kadar hassas olduğundan bahsetmişti. yani eğer bir şeye üzülüyorsam, gerçekten beni üzecek bir şeyi algılıyor olduğum içindi. onu anlayamıyordum ama fark ediyordum. bana otizm’i şöyle açıklamıştı: “aslında her şeyin farkındasın ama hiçbir şeyin farkında değilsin”…

the crown.

hepimiz inanılmaz zor günlerden geçiyoruz. eşim bu virüs ortaya çıktığından beri aşırı huzursuzdu, bu sabah da hafif kötü uyanınca hasta olduğunu düşündü ve hastaneye gittik. herhangi bir virüs belirtisine rastlanmadı, sadece sıvı örneği verdik ve geldik. 45 gün sonra belli olur dediler. bunu yanlış duyduğumuzu düşündüm, hayır doğruymuş. birleşik devletler testleri önem sırasına göre laboratuara…

noon.

geçen hafta gerçekleşen epileptik nöbetim sırasında, yastığıma kan bırakmamın paniği sonucu eşim atar topar hastaneye götürmüştü beni. o gün ambulans çağırmıştı ama bazen kendi de alıp götürüyor. ben bunun gerçekten kaburga kemiğinden yapılmış gibiyim. öyle ufak tefek biri de değilim ben bu arada. boyum 1.68, kilom da 65 bu fotoğrafta. şu an gerçi ben 5…

daffodil lament.

5. gün. şu an gözlerim kapanıyor. aslında oyun odasında video oyunu oynuyordum ama uyuyacağımı anlayınca yukarı çıktım. 1-2 saat daha dayanmalıyım yoksa üzümlü kekime asla ulaşamam rüyamda. şansıma güneşli bir hava var, bu bloğu yazdıktan sonra çıkıp dolaşacağım. camımı açtım. bakın camda kim var? bahar boyunca içeri girip üzerimde dolaşmaları için camımı hep açık bırakacağım…

dördüncü kart.

cedric’in dediği gibi, 5 yaşındaysanız ve aşıksanız hayat çok zor. ama eğlenceli. güne çizerimin son kartpostalı boyamadan önceki halinin mesajı ile başladım. çok güzel olmuş. üzümlü kekim aşırı sevimli bunda. yerim onu. bu yüzden belki de hem üzümlü kek, hem çikolatalı puding. kekim dün geceyi de boş geçmedi, yine kucağında yatıyordum. erken yat, erken kalk,…