suicidal muffin.

bu yılki doğum günü kartpostalını, posta kutuna elimle taşıyacağım. belki birkaç dakika evinizin önünden odanın camına da bakarım. sonra şehir merkezine kadar yürürüm. şehir merkezinde eskiden oturduğumuz kafelerden birine oturur, yanımdaymışsın gibi doğum gününü kutlarım. kocaman bir ankara hatıramız daha olur. yanımdasın da zaten. kanıtlayamıyorum ama biliyorum, yanımdasın. belki de gerçekten hiç gitmedin.  çocuk kalpli…

ne olduğunu bile anlayamadan…

erken yatmanın bir güzel yanı daha var: biraz da olsa seninle aynı karanlık altında uyuyorum. kızma tamam, bir daha telefona bakarak oyalanmak da yok, 7.30 dünyadan kesin ayrılmış, o tatlı karanlığa, bir dakika daha geç kalmak yok. çocuk kalpli erken yatıyorum, erken kalkıyorum, işe gidiyorum, gitmezsem spor yapıyorum ve kesinlikle kafamı gün içinde yastığa koymuyorum….

her şey güzel olacak.

işler, televizyonda göründüğü kadar kötü değil amerika’da. gerçi bugün grand rapids’te hiçbir şey olmadığını düşündüm ama dün şehir merkezi yakılıp, yıkılmış meğer. inanamıyorum şu yaşadıklarıma gerçekten. geldiğim günden beri, daha önce hiç yaşanmamış şeyler yaşanıyor burada. yarın işe başlayacağım güya (şu an itibarı ile dışarı çıkma yasağı geldi sabaha kadar). bugün o yüzden, bunun öncesinde…

31 mayıs 2020.

mayıs’ın son günü. geçen yıl bugün yazdıklarımı okudum bugün. üzümlü kekime (o zamanlar üzümlü kekim değil arkadaşım olarak geçiyormuş) doğum gününde ona güzel bir el yazısı ile bir kartpostal göndermenin hayallerini kurmuşum geçen yıl. sonrasında üzücü şeyler yaşanmış gibi dursa da aslında çok güzel şeylerimiz de olmuş. önce 3.05 mesajları başlamış. sonra eğlenceli kartpostallar bastırılıp,…

beter ol!

becca’nın cevabı “beter ol” dan başka ne olabilirdi ki zaten. dün geceki rüyamı anlatmak için, bugün yürüyüş sırasında onlara uğradım. zevk içinde dinledi. ben neden dua ettirdim sanıyorsun, onda bu potansiyeli görmüştüm, diye dalga geçti ama sen bunların rüya olduğunu unutma, çok da kaptırma kendini o rüyalara, her akşam erken yatmak zorunda değilsin, yaz akşamları…

unutma, 7.30’un 1 dakika sonrasına da izin vermiyorum.

gülüyorum bu sabah. görülen o ki, becca, iyi olmam için ettiği dualara ahını da eklemiş. gece rüyamda üzümlü kekim, eşimin kola önerisine kesinlikle hayır, dedi. aslında sormamıştım bile. konuyu o açtı. hiç alakası olmamasına karşılık galatasaray maçlarını da yasaklarımın içine ekledi. böylece becca’nın ahı yerde kalmamış oldu. çok kızıyordu bu ikisine. söyleyeyim de bari mutlu…

umarım onsuz, son doğum günümdür.

doğum günüm yaklaşıyor. ne olur, sensiz son doğum günüm olsun. ne olur, bir dahakini büyük bir parti ile beraber kutlayalım. yaşlanmak zaten kötü bir şey ama senin olmadığın her yıla yaş almak, bunun çok daha ötesinde bir keder.  çocuk kalpli bu yıl doğum günümü, bahçede süslü ve komik bir parti vererek kutlamak gibi bir planımız…

haziran.

1 haziran’ı bekleyen sadece siz değilsiniz. biz de aynı durumdayız. onun heyecanı ile mutlu kalktım bu sabah. aslında çok huzursuz rüyalar görüyorum bugünlerde. bırak üzümlü kekimi bulmayı, kendimi bile zor hatırlıyorum. rüyalar yutuyor beni. her şey gerçek gibi geliyor, uyanmayı başaramıyor, kabuslardan kurtulamıyorum. yağmurlu bir sabah. 11 gibi gökyüzü açılacak sanırım. koşu sahasına yürüyerek gidip, koşmak…

çocuk kalpli boosting.

mutlu perşembemin tadını sonuna kadar çıkarıyormuş gibi hissediyorum şu an. gerçekten bayrama dönüştürdüm. bunu bence siz de yapmalısınız. birgün belirleyip, sizi mutlu eden tüm şeyleri o gün yapmalısınız. çok iyi hissettiriyor. ayrıca bayramlar, öncesinde ne olursa olsun, 1 günlüğüne de olsa harika hissettiren şeyler değil mi? çok kötü bir çarşamba bile geçirsem, ertesi gün perşembe…

“bugün itibarı ile perşembeyi aynı küçük prens’te geçtiği gibi iyice bayrama döndürmeye karar verdim”

küçük prens’te gelenekleri anlatan bir bölüm var ya hani, hep aynı zamanda gelmeyi söyleyen. ben de öyle, her gün, aynı zamanda geliyorum ama birkaç satır sonra örnek olarak bir günden de bahsediyor. o gün de perşembe. yani mutlu perşembemiz. ikimizin de doğduğu gün. o kitabı bana sen okutmuştun. görüyorsun değil mi, nasıl da zamanla anlamlanıyor…

tabi üzümlü kekimin acısını geçirmiyor bu oyuncaklar.

birinin senin gibi birini üzmesi için aklını yitirmiş olması gerekir. ben, tam olarak öyleydim o zamanlar ama sana da demiştim ya, benim bu ayrılığa ihtiyacım vardı. başka türlü değerini anlayamazdım. keşkeleri, iyi kilere dönüştürmek istiyorum artık. öleceğimi bilsen de hemen çık gel, ben sensiz de ölüyorum. çocuk kalpli dolaştım geldim. hala aynıyım, çok kendimde değilim….

köpek bence aşık olmuştur.

hayalet görmüş gibiyim. zaman yolculuklarının, en kötü yanı bu. uyandığınızda, aslında çok da uyanamamış gibi oluyorsunuz. kız kardeşim rahatsız olmasa, en ince ayrıntılarına kadar sorasım var o günü. şimdilik sadece, öyle bir günün olduğunu ve köpeğin gerçekten üzümlü kekime hayran hayran baktığını doğruladı. ama aşık felan olmadı, benim köpeğim ona, diyor. böyle çıkış yapınca ben…

the wrong year.

bugün günlerden 27 mayıs çarşamba. ben ve sincaplarım neşe dolu kalktık. çünkü rüyamda yine zaman yolculuğu yaptım ve bunun sevinci ile tüm sincaplarımı fıstığa boğdum bu sabah. bu ilk defa aynı güne, zaman yolculuğu yapışım. 2015 yılı sevgililer günü. (bu bilgiyi kız kardeşimle konuşup doğruladım, benzer şeyler olmuş o gün gerçekten) o gün üzümlü kekimle,…

artık böyle değil.

sana bir verdiğimde, geri iki dönüyor sanki. gerçek sihrin bu aslında değil mi? bence bizim sorunumuz da, benim bu biri, bir türlü sana getiremeyişimdi. çocuk kalpliher ne kadar gece üzümlü kekimden dayak yesem de, bu sabah sevgisini hissediyordum yine. noel’den beri böyle, bir verirken iki alıyormuş gibiyim. bu noel’de bir şey gerçekten değişmiş olabilir bizim…

istanbul hatırası.

her salı yaşadığım gibi, kadınlardan ve salı günlerinden çok çektim. dün uyku düzenim bozuluğu için gün içerisinde uyumuş, bir de saat 7.30’u beklemeden yatmıştım. üzümlü kekimin gözünden kaçmadı tabi bunlar. gün içerisinde uyuduğun her anın hesabını sorarım, demişti. sordu. rüyamda dövüyor beni ya. eski ben olsa, “yeter ama artık” der kaçardım. şimdiki halim ise “tamam…

empire, mi.

yolda olmak, yanında olmak gibi ama yanında olmak çok daha farklı bir şeydi. huzur ve güven kelimesinin cümle içinde kullanılmış hali gibiydin. beni üzdüğünde bile bu hissi kaybetmezdim. senin de bana verdiklerin, öyle kolay şeyler değildi. çocuk kalpli dün gece yatağa girmeden önce, bu sözlerin gerçek olacağına dair bir his vardı içimde. uyku saatim 3…

mutlu bayramlar.

herkese mutlu bayramlar ama tahmin edebileceğiniz gibi üzümlü kekime daha çok mutlu bayramlar. bu birbirimizden ayrı, kim bilir kaçıncı bayramımız. huzursuzdu dün gece yine. kızgındı. nedenini söylemedi yine ama kızgındı bana. halbuki dün canım çıkana kadar güneş altında bisikletle dolaşmıştım. uyku saati olarak akşam 7.30’u dakika geçirmiyorum. gün içinde de uyumuyorum ama yine kızgın bu…

zavallı hayatımın tek güzel yanısın.

“hem yaz güneş kremlerim de gelmedi. beni orada dağa, tepeye tırmandıracaksın, yüzüm gözüm yanacak.” (çocuk kalpli, sabah suları) akşam suları ve yandım. meğer yaz güneşi michigan’a ulaşmış. bisikletle göle gidip döndüğümde yüzüm ve boynum artık iki farklı renkti. yarın gidelim madem empire’e. çıkalım oradaki dağları, tepeleri. güneş kremlerimi beklememizin bir anlamı kalmadı. yandım ben. yaşadığımız…

calm.

bazen neden ilaç kullanmak zorundayım diye düşünsem de, öyle rahatlamış uyanıyorum ki bazı sabahlar, oh diyorum iyi ki ilaçlarım var. dün anlayamadığım bir mutluluk fırtınasının içine düşmüştüm. sevinçten delirecek gibiydim. ilaçlarım dün gece düzeltmiş bu problemi. bugün yine olması gerektiği gibiyim. gerçi az önce çatıya oturdum ama sincaplarımın fıstık kabuklarını temizlemek için çıkmıştım, güzel göründü…

journey to past.

evimden çıkmayı çok seven birisi olmadığım için sanırım, özgürlüğüme düşkün biri hiç olmadım. bazen odamdan bile çıkmam. şu an bu bloğu yazarken bir yandan da eşimle tartışıyorum. yarınki kuzeye gitme planından hoşlanmadım. aynı gün içerisinde kuzeydeki empire şehrine gidip dönmek iyi bir plan değil. oteller henüz açık değil. günü birlik seyahat edeceğiz. uyku saatimin 7.30…

never let me go.

bazen günün sadece 3.05’i değil, tüm gün boyunca sevgim, senin kalbinle. biri adımı sorsa söyleyemem, o kadar aklım sende. kalbine hapsolmaktan mutlu olmuş gibiyim, hatta birgün ölürsem, sanırım beni yine oraya gömsünler isterim.  lütfen bir daha gitmeme asla izin verme… çocuk kalpli bugün böyle aklım bir havada. bir türlü gelemedi kendine. dışarı çıkıp temiz hava almaya…

çünkü hemen hayır.

instagram bio’nda, adını, sevimli bir balina ile yazmışsın. balina da mavi üstelik. çok korkuyordum tamamen büyümenden. öyle rahatladım ki bugün, öyle iyi geldi ki, o balina şu an sanki üzerimde zıplayıp denize düşüyor. sen, o balina’dan çok daha tatlısın, o da sevimli ama sen bir başkasın.  çocuk kalpli profili gizli de olsa, arada sırada instagram sayfasına…

telehealth day.

kimseyle bu kadar daha beraber hissetmiyorum evrende. daha hayatımda yoksun bile. sana sadece kalbimi değil, ruhumu da kaptırmış gibiyim. kalbini kalbimin içinde taşıyorum sanki. aklım zaten, tamamen senin.  çocuk kalpli dün bunları söylüyordum kendime. gölün kıyısına oturmuş, hasta hasta orada ne işim olduğunu düşünüyordum. gittikçe kendini daha çok hissettiren ve beni daha çok içine alan,…

sweet dreams.

çok mutlu bir geceden geliyorum yine. havası nemlenmiş bir odada, tepemde afrika hayvanlarının ışıklandırması ile huzurla uyumuşum. rüyasız. net uyku. arada su içmeye kalktım, onda çektim bu fotoğrafı. üzümlü kekimin yanına, afrika’ya gitmişim gibi hissettim. ben çok yararını görüyorum buhar makinasının ama çok iyi, çok dikkatli kullanmak gerekiyor. eğer çok titiz kullanmazsanız ve temizleyemezseniz, ölümcül…

lego + çikolata.

birgün karşına öyle biri çıkacak ki, tüm bu yaptıklarını burnundan getirecek senin, derdi annem. gerçek olacağına inanmamıştım ama anlaşılan o ki, duayı çok yürekten dua etmiş. hayatta ayrı, rüyada ayrı usandırdın beni. komik tarafı, bundan şikayetçi bile değilim. seni öyle seviyorum ki… çocuk kalpli evet, üzümlü kekin verdiği, venüs olma cezası, meğer hasta olduğum günleri…

üzümlü kek terörü.

bu sefer hiç suçum bile yokken, kadınlardan ve salı günlerinden çok çektim. dünden beri hastayım ama üzümlü kekim buna bile kızdı, gece rüyamda bulup. gerçekten dediği gibi, gün içerisinde kafamı yastığa koyarsam bana huzur vermeyecek. hasta bile olsam koyamam. bunu da anlamış olduk. soğuk algınlığı ilacı uyku yaptı diyorum, yapmayanından al o zaman diyor. bu…

married.

bu sabah uyandığımda, yine hastalanmıştım. sinüslerim dolmuş yine. inan ben de senin kadar delirecek gibi oluyorum bazen. özellikle son 1 yıldır hiçbir şey yapmadım, diye söyleniyorum. bu sabah yüzümü yıkarken yeniden düşündüm de, aslında 1 yıldır seni seviyorum. asıl tüm hayatım boyunca hiçbir şey yapmamışım ben. hayatımın en güzel yaşıydı 35. çünkü başından sonuna kadar…

küçük prens.

biz seninle bir blogta tanışmıştık. bende, başka bir blogda, sana, kocaman bir krallık kuruyorum şimdi. tarihine, bana okumamı önerdiğin küçük prens kitabından bile daha güzelini yazacağım. burada sonsuza kadar beraber yaşayacağız. çocuk kalpli livejournal adında eski bir blog vardır. çoğunuz duymamıştır ama internetin ilk yıllarında, şu andaki wordpress’in yaptığı hizmeti vermeye çalışmıştır. dün gece rüyamda…

someday.

gök gürültülü sabahlar, her gün daha çok çiçek açan ağaçlar ve onların yeşeren yaprakları. bu, michigan’da yaşayan birisi için bir nevi bayram demek. sıcak mevsimler geç ulaşıyor buraya. birkaç gün önce bahara girdik, haziran’ın sonuna doğru da yaz olacak. sadece 3-4 ay böyle kaldıktan sonra yerini yine yapraksız ve soğuk olan havaya bırakacak. eşimin annesi…

venus.

bugün, son hayalimi aslında çoktan gerçekleştirdiğimizi farkettim. yani en azından, ben denemiştim. bir gün yeni uyandığında yavru rakunlar gibi oynamaya çalışmıştım seninle. sen beni üzerinden atmıştın. genelde sabahları çok huysuzsundur ama çok üzülmüştüm ben. çünkü bunu daha önce başka kimseye yapmamıştım.  yine de denemeye değerdi. yine bulsam, yine denerim. yine at, hiç sorun değil. yeter ki…

sabah yıldızı.

akşam yıldızı olmaktan her ne kadar memnunsam, sabah yıldızı olmaktan bir o kadar hoşnutsuzum. normalde erken kalkmayı severim ama bugün uyumam lazımdı. vücudum dünkü yüklenmeden sonra ölüyor şu an. gün içinde uyumak istemediğimden ilaç da almak istemiyorum. sanırım işin gerçek ceza kısmı ortaya çıkmış oldu. hain üzümlü kek. yine ince çalıştı. zaten gece de bulamadım…