new buffalo.

bugün aldığım son kötü bloke haberinden sonra, becca’nın tedarikli gelmesi sayesinde kriz geçirmedim, meğer ilaçlarımı almış eşimden. telefonda yardıma ihtiyacım olduğunu duyar duymaz odama koştu, hem ilaç verdi hem konuştu. daha iyi bir elde olamazdım sanırım. ben uyuyana kadar ayrılmadı başımdan. şimdi sıvı vermek için kaldırdı. uzaklaşmış hissediyorum. bugün kalbim heyecanla çarpıyordu son 3.05 mesajını yazdığımda…

battleship.

bugün gelişme kaydetmek adına kendime 10 km bisiklet sürüş hedefi koymuştum ama ne yazık ki 7. km’de tüm gücüm bitti ve eşimi çağırıp beni almasını istedim. çok tuhaf bir güçsüzlük hissi yaşadım o an. sanki denesem tek adım daha atamayacaktım. eşimde zaten saatim aracılığı ile takip ediyormuş. hemen geldi aldı beni. tam durduğum yerde çok…

çocuk kalpli gelin.

geceme beyaz gürültünün eşlik etmesi ile tekrar nitelikli bir uykudan uyanıyorum bu sabah. dün gece uyurken akıllı saatimi koluma takmıştım ölçebilmek için. 1 dakika bile uyanmamışım ve hayatımın en derin uykularından birine dalmışım. yaklaşık 10 saat boyunca üzerime su dökseler beni uyandıramazlarmış. tabi bu kadar uzun olmasında havanın kapalı olmasının da etkisi var, yoksa sabah…

moving on.

önceki yazıma birkaç iyi yorum geldikten sonra üzerine düşündüm de… 29 temmuz’da arkadaşımın yanına gitmeye karar verdiğimde, yine bir hastane bombalanmıştı tabi ben o panikle düşünemedim kartı da saati de, sadece uçak biletine ve libya’da kalacağım otel’e odaklandım. ama demek ki bu şekilde olması gerekiyormuş, o gün arkadaşım tarafından acı bir şekilde durdurulmam ve 31…

josh.

sabahtan beri uyanamıyorum bir türlü. kafamı koydukça uykuya dalıyorum. kısa bir süre önce, arkadaşıma ulaştırmam gereken sevginin, ancak emek harcarsam, peşinde yıpranırsam, acı çekersem, ona ulaşacağına karar vermiştim. bu yüzden gece yarısı 3.05’te kalkmaya ve normalde öğlen atacağım mesajı, uykumdan kalkarak, acı çekerek atmak istedim. mesajdan öncesine gelince… dün 13 ağustos olduğundan, tabiki gece yatmadan…

august 13.

emanuel’e bir tuhaflığımdan bahsediyorum bugün. zaten onun dışında kimseye bahsedemem bundan. sabahları kalktığımda arkadaşımı hissediyorum, bazen gün içerisinde de hissediyorum, düşünmek, aklına gelmek değil, sanki aynı odadaymışız gibi oluyor, sanki aynı yolda arkamdan yürüyormuş gibi, bu sence normal mi diye soruyorum. başka biri olsa değil ama sensen normal diyor. benim de böyle hislerim var, hatırlarsan…

weighted blanket.

emmet üşüyeceğinden, evi istediğimiz gibi soğutamadık ama ben yine de yattım ağır battaniyemle. kesinlikle benim gibi insanlar için yapılmış en doğru şeylerden biri bu ağır battaniyeler. keşke bir de sevişmeden cinsel rahatlamayı sağlayan bir ilaç bulsalar. bunu kardeşime dediğimde, kimsenin böyle bir derdi yok, insanların hayat amacı bu, bilim adamları da başka şeylerle meşguller, tek…

224th day of the year.

ne zaman her şey yolunda, her şey harika desem, çok değil, böyle hissettikten 5 dakika sonra kendimi birden bire cehennemin içinde buluyorum. libya’da yaşanan son katliamın ardından, arkadaşımla ilgili bir haber alabilmek için, bu sefer anksiyete krizi geçirmek, ayılmak bayılmak yerine sakinliğimi korudum ve geç saatlere kadar ayık kaldım. o iyi. ben de iyiyim. sadece…

220th day of the year.

“yarın yeni bir pijama alırız, hep istediğin ağır battaniyelerden alırım, evi soğuturum onu kullanabilmen için. lütfen eve gidelim, yarın öğlen eeg’n çekilsin, doktor yatırmayacak, sadece daha etkili bir ilaç etkili olacak mı ona bakacak” daha etkili bir atom bombası denenmedi üzerimde diyorum eşime, bu sefer öğle uykumdan kalktığımda… ne kadar kardeşimin sözünü dinlemeye, bir an…

you left me again.

bugün eski erkek arkadaşlarımdan birinin doğum günü ama hangisi hatırlayamıyorum… yataktan çıkmam yasak. başıma saplanan ağrıların, rüyasız, kıpırdamadan daldığım uykularım ve yataktan çıkamamanın nedeni belli oldu. hala nöbetler geçiriyorum. dün gece eşim yanıma uzandığında farkediyor bunu. akşam en sevdiğimiz filmlerden birini açtığımızda, ben uyuyakalıyorum yanında, o da uzun zamandır ilk defa odamı terketmek yerine yanımda…

breathless.

“belkide gerçek olamayacak kadar güzel bir masalızdır. bu dünyada bir araya bir türlü gelemeyişimizin nedeni, ikimizin de aslında rüya aleminde yaşayan iki masal kahramanı oluşudur. belkide uyandığımızda ikimiz de tüm büyümüzü kaybedip bilmediğimiz insanlara dönüşüyoruzdur.” böylelikle yürüyüş yaparken, yazacağım çocuk romanının ilk satırları düşmüş oldu zihnime. epilepsinin şikayet edemeyeceğim tek yönü bu sanırım. sınırsız yaratıcılık. ama…

well.

günaydın. sonunda sanırım kurtuldum baş ağrısından. sabah 5’ten beri deniyorum kendimi, henüz bir ağrı saplanmadı. hiç ağrı kesici almadım. bugünden itibaren clonazepam’ı da kademeli olarak azaltmaya başlıyoruz, bugün mutlaka çıkıp yürüyeceğim, 10 gündür gece gündüz yatıyorum, sıkıntı geldi. doktorun dediği gibi oldu, en son eeg’m temiz çıktığında, bundan sonra bir kriz olursa fiziken ve ruhen…

218th day of the year.

uzun bir öğle uykusunun ardından, sonunda geçti baş ağrım, en sonunda rahatladım. bir an için sonsuza kadar ağrıyacak sanmıştım. burada çok kişi ile konuşuyorum, aralarında epilepsisi olanlar da tanıdım. hepsi düzene girinceye kadar büyük sıkıntı çekmiş benim gibi. ben de şimdi bir düzen oluşturup içerisinde iyi olmaya çalışacağım. maddi yönden herhangi bir sıkıntımızın olmaması büyük…

cottage.

13 saat uyumama rağmen yine başımda şiddetli ağrılarla kalktım. hatta 13 değil, 13 saat 31 dakika, bir de gece ara ara kalkmalarım da 1 saat 31 dakika. yine bu yazıyı 9.31’de yazmaya başladım. (bu çocuk kalpli hiç akıllanmayacak evet, hiç uslanmayacak) beynimin ağrısı geçse, atacağım yollara kendimi, uzun yürüyüşlere çıkacağım, kardeşimin dediği gibi yok bir şey…

emanuel.

tüm kaslarımı kas gevşetici ile açmayı başarsam da beynimin çevresindeki acıyı bir türlü durduramıyorum. özellikle sağ, sol şakaklarım ve ensem çok acıyor. güneş gözlüğü olmadan ışığa da bakamıyorum, sanki hayatım boyunca hiç ışık görmemiş gibi korkuyorum güneş ışığından… bu sabah emanuel ile konuşurken buluyorum kendimi, bir şekilde onun sözünü dinlemediğimi itiraf etmem gerek, ayrıca uhrevi…

war mode on.

benny ile birlikte görsel sıkıntım kalmadı, benny’i eşyalarımın önüne koyar koyar blog atarım artık. akşam yemeğinde, kuzey ışıklarını kovalamaya karar verdik. ben de görselimdeki şeyleri giydim şu an üzerime. havaya gireyim istedim, genelde bu tür aktivitelerde böyle giyiniyor michigan ahalisi. (michiganders) bu ışıkları gözetlemeye ohio’dan, şikago’dan gelenler oluyor onlara mesaj herhalde, onlar da kendi tişörtlerini…

216th day of the year.

“bilerek uyuyakalıyorsun bodrum katında değil mi, seni yatağına taşımam hoşuna gidiyor.” hoşuma gidiyor da, hiçbir zaman bilerek uyuyakalmıyorum, diyorum eşime beni yatağıma bıraktığında. bugün bir şeyler yapabilmek adına kahvaltıdan sonra oyun odamıza indim lego oynamak için ama bir iki bölüm geçince uykum geldi, kapattım. sonrasında oyundaki walkthrough’larımı paylaşırken captan america ve ironman yerine, gerçek hayattaki…

benny!

az önce eşim “ilaç saati” diyerek uyandırdı beni, ben de ilaç almadığım saat mi kaldı diye kalkıp, biraz da olsa uyumayayım bari dedim. çok kabus görüyorum. beynime kurşun yemiş gibi kalkıyorum o rüyalardan. uyandığımda öyle acıyor. uyandığımda beynim acıyor. bilindiği üzere, uyumadan önce twitter’ı birbirine kattım, lego poşetinin içinden benny çıktı diye. benny’i çok seviyorum…

sleep pant.

bir şekilde uykulardan uyanıp, dün kendime söz verdiğim gibi bugün gidip kendime yeni bir pijama aldım. birazdan üzerindeki sabun ile kendimi yıkayıp bunu giydikten sonra huzur içinde yatağıma uzanacağım. normalde pazar günleri küveti dolduruyorum ama yarın bir ihtimal yola çıkarız belki diye bugün yıkanmayı düşünüyorum. yarın akşam, michigan için, kuzey ışıkları alarmı geçildi, sabah görülme…

214th day of the year.

“daha iyi oldu, en azından bugün ağlamıyor” eşimin biri ile konuşmasına uyanıyorum ama gücüm yok ikinci kez yediğim iğneden dolayı, tekrar uykuya dönüyorum. konuştuğu kişi ya kardeşim ya becca zaten. umarım becca’dır diye dua ediyorum çünkü kardeşime anlatamam bu olanları. vermont’ta, insansız, yemyeşil bir gölün kıyısında, babasının babasından kalmış eski yazlık bir evi var eşimin….

be my baby.

bugün hayatımın en uzun günü sanki, o kadar uyudum uyandım ama saatler geçmiyor. gerçekten saat öğleden sonra 2’mi şimdi. bugün günlerden hala perşembe mi… sabah işimden ayrıldım. tahmin ettiğim gibi becca çok üzüldü. ona büyük bir yıkım yaşadığımı, iyileşmemin aylar sürebileceğini ve kendimi iyileştirmeden hiçbir şey yapamayacak durumda olduğumu anlattım. o da farkındaydı zaten bir…

is-tan-bul.

kadınlardan ve salı günlerinden çok çektim yazacaktım ama perşembe olmuş. yani umarım perşembedir, şu an ondan bile emin olamıyorum, hala dalıp gidiyorum, sabit bir noktaya bakıp hiçbir şey düşünmeden duruyorum.  dün akşam yatmadan önce kardeşime anneme söyler misin kriz geçirdiğimi ve türkiye’ye gelemeyeceğimi, benim cesaretim yok yazmıştım. öyle bir cevap atmış ki, sanki harfler bilgisayardan…

7.31.2019 3.05 pm.

çok farklı hayal etmiştim bugünü. sevinç içinde, umut dolu, çocuk kalbim heyecandan deli gibi atarcasına düşlemiştim. en iyileşmeyecek yerimden kırılmış, yatakta göz yaşları içinde uzanırken değil.. bir daha geçirmeyeceğime yüzde yüz emin olduktan birkaç gün sonra epilepsi krizi geçirdim. bu sefer beynim de zarar gördü. 7 saat adımı bile hatırlayamadım. hastanede sürekli uykumdan uyandırıp adımı…

july 31.

alacağınız olsun yıldızlar… alacağınız olsun. çocuk kalpli.

prologue.

mutlu başladığım güne mutlu devam ettim. dün eviminizin yakınlarında yapılacak triatlon ilanını bilerek mutfak masamıza bırakmıştım. konunun bir şekilde açılmasını istiyordum. eşim ilanı görünce nereden aldın bunu dedi, kütüphaneden aldım dedim. kapıya da bırakmışlardı, sen görmeyesin diye alıp çöpe atmıştım, buna katılmak isteyeceğini biliyordum dedi. ben hiçbir şey söylemedim, bir şey söyleyecek durumda değilim çünkü….

1.18

bulunduğum eyaletin en güzel yanlarından biri, yazın göl etkisi sebebiyle sağlam fırtınalara hedef olması. öyle bir gök gürlüyor öyle bir yağmur yağıyor ki beyaz gürültüden sarhoş oluyorsunuz. dün akşam yemeğinde telefonumuza fırtına uyarısı düşünce, büyük bir heyecanla hemen gidip en sevdiğim pijamayı giyip yatağımın üzerine uzandım bir an önce bu fırtınaya kavuşmak ve onun sakinliğinde…

stroudwater.

bugün bisiklet turumdan dönerken evimin yanındaki kütüphaneye uğrayıp aktivite klasörlerini inceledim. şu ilanı görünce de heyecandan aklımı kaybettim bir an. triathlon, hem de evimin yanında… bir an düşündüm, her gün 1 km koşsam, 5 km bisiklet sürsem ve gün aşırı yüzsem… yetişirim aslında 7 eylül’e. sonra kendimi ve koşullarımı düşündüm. daha 3 gün önce bayıldığım…

storyteller.

ne kadar düşünsem de hatırlayamıyorum zamanını. ama bir kavgamızda, ona acımasızca tek olduğunu sanıyorsun değil mi diye kızmıştım. o da öyle olmadığımı biliyorum demişti. sonra ne dedim bilmiyorum ama acımasızca söylediğim bu cümlenin, bir gün önce yerinden çıkıp aklıma düşmesinin bir anlamı olmalı. “tek olduğunu sanıyorsun değil mi? haklısın, çünkü teksin” ile başlayacak kartın ilk satırları….

pjs.

her insanın tuhaflıkları vardır. gerçi benim bu cümleyi kurmaya yüzüm yetmeyecek kadar tuhaf bir hayatım var ama bunu görmezden gelmek istiyorum şu an. bloğumun başlığındaki pijamalar bu hayattaki en büyük zevkim. çok mutlu oluyorum giydiğimde, çok daha huzurlu hissediyorum. derler ki, bu dünyadan ayrılırken size en çok sevdiğiniz 3 şey sorulurmuş. benim cevaplarımdan biri bu…

have a break.

beyzbol takımımızı çok seviyorum. kilisedeki tüm harika insanlar bizim takımımızda toplanmış sanki. dün maça gitmeyecektim ama becca, bu akşam ben de izleyeyim maçı, hem sen araba kullanma gelir seni alırım diyince kaderime razı oldum. kendimi iyi hissetmiyorum ben de izlerim diyince hayır ben seni izlemeye geliyorum çok iyi vuruşların varmış diye yine moral verdi. takımdakiler…

how does a moment last forever.

kendime verdiğim sözü tutup uzun olmasa da yürüyüş yaptım. hem açılmam hem de yüzümü biraz renklendirmem gerekiyordu annemle konuşmak için. anneme söylemedik durumumu tabi. daha bir gün önce eeg sonucumun iyi çıktığını öğrendiğinde havalara uçmuştu. sevincini yarıda bırakamazdım. gidip kızardım güneşin altında, solgun yüzümü saklamak için. annem neden güneş kremi sürmedin diye azarladı bu sefer de…

something there.

sizi bana düşmanlarım mı gönderdi? iki dakika rahat uyuyamadım. bırak astral seyahati,  rüya bile göremedim!! sabahtan beri, onlarla oynamam için beni uyandırana kadar her türlü yolu denediler. hayvanlar bile elinde döndürüyor beni şu alemde, ona üzülüyorum. şu mavi olan özellikle! kafam şişti kafam! daha önce hiç bu kadar ötmemiştin, derdin nedir iki gündür! yemini mi…

it’s summer.

“emmet sus! seni kedilere veririm yoksa” ben uyanmadıkça vitesini arttırarak bağırdı ve uyandırdı beni en sonunda. sanki yeter 1 gündür uyuyorsun, çık artık yataktan der gibiydi. ben de bağırdım yukarıda yazdığım gibi. hala da tek gözüm kapacakmış gibi. 24 saattir yatıyorum ama ne kadar sakinleştirici yapıldıysa ayağa kalkınca başım dönüyor. sabah sadece 10-15 dakika becca…

it’s okay.

dün ne olduğunu bilmiyorum, uyandığımda günlük kıyafetlerimle yatağımda uzanmıştım ve pervanem en yüksek hızla döndüğünden üşüyordum. birkaç dakika neden sokakta giydiğim basket şortu ile yatağa girdiğimi düşündüm. telefonu bile kılıfından çıkarıp yatağa öyle alıyorum. hatırlayamadım ne olduğunu. sonra yine uykuya dalmışım. öğlen 3 gibi eşim uyandırdı sıvı vermek için. ne oldu dedim, çok şükür panik atak…

i’m not okay.

yine hayatımın en zor gecelerinden birini geçirdim. son yazımı yazdıktan “uykusuz kalmamam, üzülmemem, strese girmemem gerekiyor” yazdıktan sonra libya’daki havalimanına bomba düştü ve türkiye’deki elçiliğin kaçtığını okudum. yaşadığım çaresizliği anlatamam. allahtan uyku ilacım lunesta’yı almıştım ve çıkamadım yataktan, uyuyakaldım ağlayarak, yoksa yine kıyameti koparmıştım. bu iş beni öldürecek. birgün bu haberlerden birini alıp gerçek bir…

in the end.

“aklın ve kalbin başkasına ait” benim gibi biri olduğunuzda, insanlara yeterince güven verirsiniz. normalde, başka insanların hayatlarında kolay kolay duyamayacakları bu türden sözleri duyunca, hiç şaşırmam bu yüzden. çünkü bu cümleleri kuran insanlar bunu istismar etmeyeceğimi, bu cümleler üzerinden onlara zarar vermeyeceğimi bilirler. onlar da başkalarına söylemezler zaten. bu cümleler ancak benim dünyamda güzeldir. bunlar…

rockncoke.

güne birçoğunuzun okuduğu gibi gergin başladım. bunda 2 gerizekalının payı olduğu gibi, kabuslardan uyanmamın ve doktorumun da telefonuma kalkar kalkmaz bugün mutlaka konuşalım voicemail’ini dinlememin de etkisi var. (bu adam hep gereksiz bir gerilim yaratıyor birgün çok fena yükselicem ondan korkuyorum, sonra göndericek beni akıl hastanesine) sekreter cumartesi günü aramıştı, bugün için randevu vermişti ben…

sleeping bear dunes.

sleeping bear dunes’a geldiğimiz için mi bilmiyorum, uykulardan uyanamıyorum bir türlü. bırak uzun yürüyüşler yapmayı, ayağa kalksam başım dönüyor ve tekrar yatıyorum. beklediğimden çok daha ağır geldi ilaç. yerle bir etti. zihnim o kadar boş ki şu an, cümle kurmakta bile zorlanıyorum. akşam gipsy kings konseri için bilet almıştım. gideceğimi hiç sanmıyorum. eve gider gitmez…

home.

tüm michigan ahalisi, bu haftasonu mevsimin üzerinde seyredecek sıcaklıklar için kanada’ya yaklaşıp kurtulma planı yapmışlar. kuzeye giden yolu daha önce hiç bu kadar kalabalık görmemiştim. yolculuk yapmayı hiç sevmiyorum. birazcık seveceğim varsa bile onu da yıllarca başka ülkelere tonlarca iş seyahati yaparak tükettim sanırım. sabrımı haftasonları, ailemin yaşadığı şehirden istanbul’a olan 6 saatlik otobüs yolculuklarında saatleri…

bir çocuk sevdim.

günaydın, gece yatmadan önce temiz çıktığını paylaşmıştım ama öyle mutluyum ki bunu duvarlara, yerlere yazasım, sokağa çıkıp bağırasım var. aslında benden başka herkes emindi iyi çıkacağına ama 4 temmuz kutlamalarında başıma ağrı saplanmıştı, aynı şekilde mario oynadıktan sonra yine aynı şey oldu. bir de libya ile sıkıntını çıktığı gün hayatımın en büyük stresini yaşadım. ertesi…

3.05 first.

sadece hissetmiyorum, sanırım hissettiriyorum da. bugün eşim ile ilgili üzücü satırlarımdan yarım saat sonra eşimden uzun uzun mesajlar aldım. sanki duydu kalbimdekileri, sanki ulaştı ona buraya yazdığım sözlerim. aynı evde yaşıyorsunuz bloğunuzu okuyor olabilir diyenleriniz olacaktır. yapmaz. zaten yapsa çoktan yıkılmıştı ortalık. kolay şeyler değil buraya yazdıklarım. yarın akşam yemeği ben yapayım, yemekten sonra sen…

invocation.

hayatımın en heyecanlı günlerinden birine uyandım bu sabah. böyle olunca kahvaltı yapmak yerine iş vakti gelene kadar yorganımın altına saklanıp hayattan kaçmaya çalıştım uzun süre. tabi bunu farkeden eşim kahvaltıda yediklerimi hazırlayıp yatağıma getirdi ve onları bana yedirirken benimle yapabileceği en güzel konuşmalardan birini yaptı. “bugün sonuç ne çıkarsa çıksın, benim için hiçbir şey değişmeyecek,…

find my friends.

çocuk kalpli gece servisi herkese iyi geceler diler! bu sabah doktorumun çağrısı ile başladım güne. tabiki açmadım, cumartesi günkü eeg seansımı hatırlatmak için olduğunu düşündüm. bir de güne onun sesi ile de başlamak istemedim. (sabah sabah ne arıyorsun ya) böyle olunca eşimi aramış. çocuk kalpli cuma günleri ona verdiğim sakinleşticileri kullanıyor böyle olunca perşembe gecesine…

launching.

ben hayatım boyunca, olmayacak zamanlarda benden beklenmeyenin hep fazlasını yapan biri oldum. bunun daha önce doğumum ile alakalı olduğunu yazmıştım. ben öldü diye annemin karnından alınmaya çalışılırken doğan bir bebeğim. fazlasını yapabilecek gücüm var. birazcık kendimi zorlarsam herkesi şaşırtacağım. tabi becca’nın, eşimin ve ailemin eğer arkadaşıma giden bu yolculuktan haberleri olursa ne tür bir şaşkınlık…

ad hominem.

bugün tüm gün oyun oynamayı planlıyordum ama becca’nın büyük canavarı onu sinemaya götürüp götüremeyeceğimi sorunca tüm planlarım yattı. belki de iyi oldu, çok parlak mario’nun ışıkları, üstüste 2 gün oynamam iyi bir fikir değildir belki. ama insanın canı da istiyor. kuduruyorum şu an elime alamadığım için. çok güzel yapmışlar ya. off. iş yerinde komik birgündü….

odyssey.

daha hareketli bir pazar günü olmasını hayal etmiştim ama öğlen yatağımın üzerinde 2 saat uyuyakalınca düştüm biraz. bayadır öğle uykusuna yatmıyordum. tuhaf geldi. aynı zamanda 10 dakika gibi geçti. tam bir bilinç kaybı yani. ne kadar yorulduysam artık. günün geri kalan kısmını mario oddyssey oynayarak geçirdik. switch için çıkan versiyonunda iki kişilik oyun seçeceği de…

last stop: this town.

en son sakinleştiricimden sonra yemin etmiştim astral seyahat yapmayacağım dair ama bir yere geldiğinizde aldığınız tüm önlemlere rağmen durduramıyorsunuz, sadece gördükleriniz uyandığınızda rüya gibi geliyor. gene de bilinçli olarak yaptığınıza göre daha az yıpratıyor. rüyada görmüşsünüz hissi biraz yardım ediyor sanırım. dün gece hem yüzüstü yatmıştım hem emmet odamdaydı. ama yine de onunla konuşmayı durduramadım….

july 13.

çevrenizdeki tüm insanlar sizi ne kadar sevseler, korusalar da mutlaka kendinizi gidip atacak bir uçurum bulursunuz. sanırım emanuel ikna edememişti beni planlarıyla, bugün yazılarıma çalışırken iki de bir elim telefona gitti libya ile ilgili araştırmalar yapmak için. instagram’dan 1-2 kişi ile tanıştım. duyduklarımdan anladığım şu ki, ben ölümüme gidiyorum ve bunu bildiğim halde, bu beni…

bug bike.

çooook uzun bir gün oldu, çarşaflarımın kurutma makinasında kurumasını bekliyorum şu an, gözlerim kapanmasın diye gelip bir şeyler karalayayım dedim. hem ilaçların yan etkilerinden kurtulmak, hem epilepsiyi tamamen geride bırakmak, hem de ruhen rahatlamak amacıyla spor yapmaya devam ettim bugün. işten sonra alıp bisikletimi şehir merkezine gittim, orada çok sevdiğim bir kafe var, harika sebzeli…

second base.

hayatımda beni koruyan, kollayan insanların olması çok güzel. yoksa 1 gün bile hayatta kalacak potansiyel yok bende. bu kesin. ama gene de bugün ayaklarım geri geri gidiyor becca beni hesaba çekeceği için. aslında baya açılmıştım konferansa giderken ama yüz mimikleri yine de kendini belli ediyor sanırım. merhabamdan anladık direk. ona yalan söylemeyeceğime söz verdim ama…

run forrest run!

tahmin ettiğim gibi oldu, becca konferansa ulaştığım gibi kovdu beni haha. aslında farketmeyecekti ama ben sırf anlamasın diye onu gördüğümde “becca, bebeğim” diye yükselince anladı bir şeyleri saklamak için sevimlilik yaptığımı. normalde kimseye böyle sulu selamlamalarım yok benim, demek o da farketmiş bunun, bana ait bir şey olmadığını. eve git ama sonra konuşucaz, artık bana anlatıcaksın…

july 11.

beni benden başka herkes o kadar iyi tanıyor ki… dün sabah kalktığımda gerçekten emmanuel’in korktuğu gibi ilk uçakla libya’ya gidiyordum. böyle yapmadım tabi ama sonrasında rüyamdan bir türlü uyanamadım, hayal dünyasında gibiydim. koşa koşa eve geldim böyle olunca, eşimi eve çağırıp antipsikotik kullanmaya ihtiyacım olduğunu söyledim. (arabasında taşıyor ilaçlarımı, asla evde bırakmıyor) o da kabul…

love will tear us apart again.

forrest gump’ı çok sevdiğim kadar time traveler’s wife filmini de çok severim. o filmi ilk izlediğimde geçmişe gidemiyordum, zaman yolculuğu benim için sadece gelecekten ibaretti ve gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini asla bilemediğimden anlamsız geliyordu. filmde tam tersi bir işleyiş var, zaman yolculuğu yapan karakter hep geçmişe gidiyor, sadece bir kez geleceğe gidiyor onda da öldüğünü görüyor. ama…

stop forrest stop.

psişik güçleri olan sadece ben miyim? güne papaz arkadaşım emanuel’in kocaman maili ile başladım. onsuz libya’ya gideceğimi hissedercesine uzun uzun düşünmüş sanki her şeyi. benim için planlar yapmış. bir şekilde kandırdı sanırım beni, yine de emin değilim… öncelikle libya’nın başkentinin düşündüğümüz kadar kötü bir yer olmadığını ama yine de benim gibi bir amerikanla evli olup…

a little chaos.

ben bile bazen kendimi yaşadıklarıma inandıramıyorum. bazen acaba rüyalarım mı gerçek yoksa hayatım mı diye düşündüğüm bile oluyor. çünkü rüyalarımda her şey güzel ama yaşadığım hayatta sürekli kabustayım gibi geliyor. bazı sabahları uyandığımda bu dünyada ne işim var benim, rüyada her şey ne güzeldi ne yapacağım ben burada diye yorganın altına girip dakikalarca dışarı çıkıp…

sweat dreams ice creams.

ahahaha. bir önceki yazıma ithafen gelen yorumlara yarıldım. güldürdüğüme ve eğlendirdiğime çok sevindim, yazarken ben de çok güldüm ama yaşarken böyle gelmemişti. üzücü şeyler aslında. şimdi biri gelse senin ifade özgürlüğünü s. diyip yollarım ama o zamanlar diyorum ya daha salaktım, şimdi de salağım ama en azından sınırlarımı daha iyi koruyormuş gibiyim. evlilik de aşırı…

urgent care.

çocuk kalpli gece servisi gururla sunar… hastaneye geldim. otoyolda kaza olmuş, tahmini bekleme sürem 2 saat. böyle olunca ben de blog yazayım zaman geçsin dedim. koltukları rahat, kliması da çok soğutmuyor, insanlar sıcakkanlı. her hafta geliyorum. burayı alışkanlık haline getirdim. az önce sekreter neyim olduğunu bile sormadı. yeniden hoşgeldin dedi. aile olduk ya biz burada….

sea.

hayat bir deniz gibi, ona ne fırlatırsanız size dalga dalga geri dönüyor… geçen hafta çalıştığım oluşum aracılığı ile bir 4 temmuz çocuk festivali için mülteci çocuklara bilet satın almıştık, tabi aileleri de gidebiliyordu. belki bir iki tane kalır diye son ana kadar düşünsem de, elimizdeki biletlerin hepsini elimle zarflayınca tüm umutlarım tükendi. tabi müthiş üzüldüm…

book sale.

eşim her ne kadar bu sabah açılmak için yaptığım yürüyüşe katılmak istese de, ben tek başına gitmeyi tercih ettim. bana göre çok yavaş yürüyor, bana yetişmesi için benim 2 adım ileri 1 adım geri atmam lazım. aslında biz nasıl evlendik hala inanamıyorum, bu hayatta en tahammül edemediğim burçlardan biridir boğa burcu. o kadar yavaştırlar ki…

4th of july.

çocuk kalbim, dün en mutlu günlerinden birini yaşadı. 4 temmuz kutlamalarının hakkını sonuna kadar verdim. sabah geçit töreninde çocuklara çikolata ve şeker dağıttım ama bu sefer hiç ilgisi olmayan, utanan, somurtmuş çocuklara headshot yaparak gönderdim elimdekileri. özellikle bebeklerin kafasına isabet aldıklarım çok komikti, anneleri çok mutlu oldu. bu arada biz de çocuğuz biz de şeker…

be stronger.

eşimle çocuğumuz olmadığından ve olmayacağından kuşumuz emmet’a büyük anlamlar yükledik beraber. her sabah işe giderken ve geldiğimizde ilk iş onunla oyunla oyun oynadık. yemek saatide ona kafesine gidip yemek yemesini öğrettik ona, hava karardığında geç olmadan uyumasını. ve dün yemek saati geldiğinde oğlumuza kafesine gitmesini söyleyen eşim birden onu bulamadı. buralardadır, sandalyelerle oynuyor bugünlerde diyip,…

our blue son.

emmet kaçtı. yaşadığımız mahallede sofia diye ufak bir kız var, öğlenleri evimize girip sincaplarıma bakmaya geliyor. bugün mutfak kapısını aralık bırakmış. ben de yukarıda odamda uyuyordum. gitmiş işte. küçük mavi oğlumuz gitmiş. hep sincap arkadaşları ile dolaşmak istiyordu. başarmış sonunda. eşimle salondaki halının üzerinde yarım saat bağıra bağıra ağladık. bu sefer ikimiz de sakinleştirici aldık….

trablus.

kadınlardan ve salı günlerinden çok çektim… bu salı günü canımdan bezdiren kadın, en sevdiğim olandı. yani annem. birkaç gündür iyi olmamı beklemişti ama iyi olduğumu anladığı an haftasonunun hesabını mutlaka soracaktı. öyle de oldu. sen sakinleştirici olmak için sürekli problem mi çıkarmaya çalışıyorsundan bir girdi, ne demek libya’da savaş çıktı diye kriz geçirmek diye öfkesinin…

women and tuesdays.

tüm yaz boyunca tek bir sağlık sıkıntısı yaşamamaya programladım dün kendimi. hatta özellikle temmuz’da fark yaratmak zorundayım. klasiktir, böyle üzerinde çalışmanız gereken bir şey varken, inanılmaz derecede kitap okuyasınız, playstation oynayasınız, bisiklete binesiniz, odanızın hijyeninden emin olasınız gelir. bunun benim için iyi bir şey mi kötü bir şey mi olduğuna emin değilim ama gün itibarı…

stand the test of time.

asla kaçamayacağımı artık biliyorum ama keşke bir gece olsun kafamı yastığa koyduğumda aklımda olmasa. bunu da 5 dakika önce noel resminizin magnetini buzdolabının üzerine yapıştırdıktan sonra yazıyorum. aynı resmi bir süre önce facebook’a geri yüklediğimde kardeşim “bu mudur yani, çocuk kalpli dediğin bu kadar mıdır, senin hayatın bu kadar küçük mü , sonsuza kadar aynı kişide…

ritual.

sıcak bir grand rapids akşamından herkese merhaba, bugün yazı kursundan saatçiye gidip size bahsettiğim saatime yeni pil aldım, temmuz’un ilk gününden saat 3.05’e kuruldu bile. henüz çalıştırmadım, 31 temmuz’a kadar çalıştırmayı düşünmüyorum. 31 temmuz’da çalıştırmamın diğer bir nedeni ile onunla yaptığımız asıl kavganın 31 temmuz 2015’teki doğum gününde olması, o gün koptuğumuzu ve 5 ağustos’un…

june 30.

kendimi bazen büyüye kapılmış gibi hissediyorum. bir şeyin etkisi altındayım ama ne olduğunu ben de kendime açıklayamıyorum. tek bildiğim yarından itibaren bu ruhlar aleminde gezen halimden vazgeçmem gerektiği. özellikle arkadaşıma ve onunla olan dünyama çok fazla mesai harcıyorum şu an. yarından itibaren biraz şanslıysam arkadaşımı sadece ona göndereceğim karta çalışırken düşünürüm. aklıma gelmeden nefes alamıyorum…

silenced by the night.

aslında çok daha farklı hayal etmiştim haftasonunu, holland şehrine gidip kanserli çocuklar için grupça bisiklete binecektik, mutlaka 2-3 saatte de olsa playstation oynayacaktım, sayfalarca yazılarımı çalışacaktım. hiçbirini yapamadım. ama yerine bir şeyler deniyorum şu an. yürüyüp açılmak için bir saat önce kalkıp alışverişe gittim, 4 temmuz kutlamalarında çocuklara dağıtmak için şeker ve çikolata aldım. sonra…

happy holidays.

bu sabah sevdiklerime daha sıkı sarılmaya karar vererek kalkıyorum. sanki dün gece fırtına kopmuş ama bugün güneş açmış gibi birgün. eşime gidip sarılıyorum, dün onu ağlattıktan sonra tek kelime etmeden odamın kapısını kapattığım için özür diliyorum. arkadaşımın noel’de çektiğimiz resmini buzdolabı magneti yaptırıyorum, derin bir oh çekiyorum, mutlu olması ve güvende olmasının tadını çıkarıyorum. dün…

shattered.

bu yazdığım ana 2015 yılından geliyorum. 2015 nisan ayından. arkadaşımın iyi olduğunu anlar anlamaz bana verdiği rahatlıkla uykumda zaman yolculuğu yapıp yanına gittim. ama bunun detaylarını yarın yazarım çünkü bundan önce yazmam gereken o kadar çok şey var ki… bazen deyim o ya, mutlu olmama şu kadar kalıyor. tam uçuyorum, göğe yükseliyorum, sonra bir bakıyorum yerdeyim…

may the fourth be with you.

bu sabah içimde ne olduğunu bilmediğim büyük bir sıkıntı ile uyandım. böyle sanki kötü bir şey yapmışım ve bana öfkenilmiş gibi. aklımada bana öfkelenecek tek kişi becca geliyor, yani şu an bu potansiyele sadece o sahip ama dün bütün sevimliliği üzerindeydi, öğlen de onu türk restoranına götürücem. aramız da iyi. ona söz verdiğimden beri hiç…

dolores park.

birgün nasıl başlarsa öyle devam ediyor. öğlen işten çıkınca kırdığım bardaklarının yenisini almaya gittim. bardakları satın aldım, hepsini dikkatli bir şekilde arabamın bagajına yerleştirdim ama otoparktan çıkarken dikkat edemeyip aynamı park cihazına vurdum. kırıldı. yani böyle baya bir kırıldı. sonra şekilde görüldüğü gibi bantlamayı denedim. olmadı tabi. eşim, onur’un rüyamda dediği gibi iyi bir adam….

bedding is serious business.

bu sabah tam yazımı girmeye hazırlanıyordum ki, portakal suyum yatağıma döküldü ve oradan yere düşüp kırıldı. her defasında bir daha yatakta yiyip içmeyeceğim diyip nasıl bunu yapıyorum anlamak mümkün değil. eşim koşup yardım etti “allah belanı versin çocuk kalpli” diye. “bela okuma sabah sabah, ne olmuş yani kazayla adam ölüyor” diye güldüm ben de. o…

childheart returns.

eşim haklıymış, gerçekten 9’da yatağa girmem gerekiyor. dün hem bisiklete binip hem gece yarısına kadar grand haven’da zaman geçirince bir de üzerine araba kullanınca bugün yok hükmündeydim. ofiste uzun zamandan beri ilk kez saatleri, dakikaları saydım eve gidip kafamı yastığa koymak için. ama iyi ki gitmişim grand haven’a, rahatladım. eşimle dün gece ilaçlarımı alırken konuşmadık,…

hate tuesdays.

kadınlardan ve salı günlerinden çok çektim… becca özellikle mi bugünü seçiyor bilmiyorum, her hafta bugün mutlaka beni üzecek bir şey söylüyor. son zamanlarda aldığım izinler hakkında tatsız bir konuşma geçirdik. aslında kırıcı değildi ama bu yaz, o da eşim gibi, tek sorun istemediği hakkında ciddi ciddi uyardı beni. eylül ayında başka türlü tüm ay yok…

amerikadan kartpostallar.

şimdi şöyle oluyor, 7 yaşındaki bir çocuk 30 günde tüm harfleri yazmayı öğrenebiliyor. lakin 35 yaşındaysanız 28 yıllık alışkanlıkları kolay kolay terkedemiyorsunuz. hoca bakarken onun istediği gibi yazarken o kafasını çevirdiğinde 2 dakika içinde bir bakmışsınız alıştığınız şekilde yazmaya başlamışsınız. tek bir kaligrafi çeşidi yok, bir sürü var, kendinize uygun olanı seçebilirsiniz. fırça ile başlıyorsunuz,…

june 24.

wordpress istatistiklerime sürekli bakıyorum. kaç kere tıklandığına bakmak kadar, daha önce girdiğim bir yazı tıklanmışsa onu da yeniden okuyorum. böyle olunca benim de bazen hiç soru gelmeden bile yazma ihtiyacım doğuyor. ayrıca neden bilmiyorum ama bu yazıyı uyumadan önce yazmalıymışım, ertesi güne bırakmamalıymışım gibi geldi. hatta bunun için akşam yemeğimi feda ediyorum şu an. umarım…

ela ela leoise.

herkese mutlu akşamlar, neden herkeste her astral seyahat yaptığımda zamanda yolculuk yaptığım gibi bir izlenim uyandırdım ama ben yolculuğun yapıldığı 3. boyuta çıkmadan önce yıllarca 2’de zaman geçirdim. 2’yi de çok severim. zaten uzun bir süre hatta belkide hiç, bir daha zaman yolculuğu yapmak istemiyorum. psikolojik olarak altından kalkamıyorum. 2’de de onun yanına giderim bazen….

june 23.

dün, neyin doğru neyin yanlış olduğu hakkında kocaman kocaman yazılar yazarken, şu an kendimi ikna etmeye çalışıyorum yolculuk yapmamak için. bugün ekrem imamoğlu’nun kazanması beni çok mutlu etti, birgün eve dönmeyi isteyeceğimi bilmek çok güzel bir duygu. umut veriyor artık yarınlar. imamoğlu’nun kazandığını öğrendikten sonra mutfak masamda yazı ödevlerimi yapıp, bahçemdeki sincaplarımı izledim. en büyük…

her şey güzel olacak.

ben de sizler gibi güne büyük bir heyecanla başladım. normalde siyasetle çok aram yok, gerçekten dünyadaki en kirli oyun olduğunu düşünüyorum ama türkiye’de olanları bir süredir dışarıdan izleyen biri olarak çıldırma noktasındayım. normalde bugün eşim ve ailesi ile kiliseye gideriz ama beni bugün unut, ben bugün odamdayım, becca’ya selam söyle dedim. becca yarın mutlaka selamını aldım…

voyage 2.

üzerine düşünüp yazdığım şeyleri tekrar üzerine düşünüp “öyle düşünmüşüm ama yanlışmış” diyebilirim. ben olaya biraz böyle bakıyorum, lütfen siz de böyle bakın demek istiyorum öncelikle. yani çocuk kalpli böyle düşünüyordu ama çocuk olmayan kalpli başka bir şekilde düşünüyormuş, bence ikisinin de dediği saçma en doğru benim doğrum gibi… böyle ilerleyin… bugün birisi odamın renklerinde oda…

voyage.

günaydın. normalde her sabah 6’da kalkıyorum, hatta bazen kepenklerimi kapatmadan uykuya dalarsam gün ışımaya başladığı an ayaktayım. doğa ile içiçe yaşamanın da etkisi var. ama bu sabah bir türlü ayılamıyorum. dün çok hırpaladım kendimi. bir de akşam erken yatmam gerekirken eşimin ailesine yemeğe gittik. eşimin köpeğini çok özlüyoruz. ailesi bize vermiyor o köpeği, evlerine sürekli…

things i do for love.

bugün hayatımın en unutulmayacak, en mutlu tecrübelerinden birini yaşadım. mutfağa indiğimde sincaplarımdan biriyle göz göze geldik. bana bakmaya devam edince ekmek istediğini anladım. ekmeği hazırladığımda mutfak kapısını bile aralamadan yanaştı. açar açmaz da elimden ekmeği aldı. daha önce de istediğim kadar yakınlaşıyordum ama hiç temas etmemiştik birbirimize. bugün ekmeği alırken elime dokundu. aslında daha önce bunu…

longest day.

günaydın. bugün yılın en uzun günü. sonuna kadar hakkını vermeyi düşünüyorum ayıldıktan sonra. dün yatmadan önce saatimle bir sürü program yaptım. bir hafta içinde 100km bisiklet, 100km tempolu yürüyüş ve 1000 metre yüzme hedefi belirledim kendime. özellikle bugün yapacağım aktiviteler çok önemli. dünya ile alakasız kalktım yine. bir an önce hayata dahil olmam lazım. dün…

flare.

cumartesi mülteci çocuklar için futbol turnuvası düzenliyoruz, bugün kalktıktan sonra ofisten bir arkadaşım biz de çalışanlar olarak bir takım kurmaya ve çocuklarla oynamaya karar verdik, aramızda futbolu en iyi bilen sensin, seni forvete yazdık diyince heyecanlandım. tabi hemen eşime yazdım, cuma günü antipsikotik almasam olur mu hem iyiyim ben, gerek yok bence şu an, ben…

june 20.

dün gece çok mutlu bir yaz geçireceğim diye kafamı yastığa koyduktan sonra bugün 15 derece ve yağmurlu bir güne uyandığıma inanamıyorum. hatta gece bir ara öyle soğuktu ki uykumdan gebermeme rağmen bir şekilde uyanmayı başarıp, klimayı kapattım emmet hastalanmasın diye. mavi oğlumuz hastalanmamalı… nereye kadar böyle gidecek bu havalar bilmiyorum, haziran’ın 20’si bugün ve biz…

summertime.

yemek öncesi biraz uyurum diyordum ama zamanımı boşa harcamak istemedim, 1-2 sayfa daha çalıştım. yazdıkça daha iyi oluyor. elim daha rahat hareket etmeye başladı. kendime yeterince güvenebilirsem belki de baskı yerine direk el işi çizim kartı satın alırım nadya’dan. ama kendime gerçekten güvenmem gerek, bir kartı 100 euro’ya satıyor. içime oturur beceremeyip mahvedersem. eşime az…

june 19.

amerika’da yaşamanız her gün kalktığınızda türkiye’de gün içinde yaşanmış bir süprize uyanmanız demek. bu sabah kardeşimle eşinin boşanma kararı almasına uyandım. sakin ve uysal, ortalama iyi bir insan görünüşümün ardında konu sevdikleri olunca tüm tırnaklarını çıkaran bir kediyim, hele ki konu kız kardeşim olunca acımasızım. kız kardeşimle aramızda sadece 2 yaş var, tüm hayatımızı ikiz…

19.

hem twitter kısıtımın kalkıp kalkmadığını anlamak için hem de uyumadan önce bir iki soruya daha cevap vermek için bugünkü sonuncu yazımı yazıyorum… olay sadece 13:31 rakamlarında değil, birçok rakam var. sadece şunu söyleyebilirim, hepsi asal sayılar. (kendinden başka bir sayıya bölünmeyen) biraz kendi içinizde bir yolculuk bu. benim evet bu rakamlar ama ben bunları hayatıma…

13:31

kadınlardan ve salı günlerinden çok çektim… ne kadar pozitif kalksam da maillerimi kontrol ettiğimde 4 temmuz amerika’nın kurtuluş günü geçit töreninden çıkarıldığımı gördüm. geçen sene tüm hazırlıklarda bulunmuş hatta kamyondan şeker fırlatıp çocukları selamlamıştım. aslında hiç elim gitmedi ama becca’ya yazdığımda “bu aralar dinlenmen gerektiğini düşünüyorum, boşver evinde uyu sen!” yazmış yalan mıydı yani şimdi…

cozy.

yine sonunda kıyıya vuran bir dalga gibi uyandım bu sabah… ne güzel uyumuşum. ayımın tüyleri yüzüme yapışıp yastık izi bırakmış. içimdeki fırtınalardan eser kalmamış. tüm rahatsız eden düşünceler gitmiş kafamdan. şu an kafamın içinde sadece ben varım. bir de 1 ay sonra göndermem gereken kartım. kalkar kalkmaz nadya ile konuşup 5 tane kart aldım. ne…

june 17.

neden bilmiyorum ama bugün mutlaka gelip bir şeyler karalamalıymışım gibi hissettim tekrar yatmadan önce. herhalde aklımdakileri unutmadan yazmak istedim. dün olduğum sakinleştirici iğneden sonra bugün doktorumun ofisine gittim hem ona görünmek hem de işim için rapor almak amacıyla. tabi böyle iğnelerden sonra istediği gibi konuşturabiliyor beni. ne saklasam da bulup çıkarır istediği yerden, yılların ve…

astral seyahat – geçmişe zaman yolculuğu – kitap teorisi (4) – sorular

resim için kuzey ışıkları görselleri ararken düşündüm de bloğuma harcadığım vaktin yarısını bile harcasaydım şu an kendi çektiğim resimleri yüklüyordum. bu ışıkların sürekli olarak vurduğu bir yerde yaşıyorum ben. umarım bu yaz biraz da olsa yol katedebilirim bunda da… daha önce astral seyahati ile bir yazı serisi yazmıştım, aynı şekilde astral seyahat zamanda yolculuk konusuna…

2.55

tam korktuğum gibi oldu, becca bugün doğum günümü kutlayabileceği en sert dille kutladı. iyiki doğdun çocuk kalpli demedi, iyiki doğdunu ismimle de kullanmadı, iyiki doğdunu sevmediğim ilk ismimle söyledi. yarın bir de devamı var bu işin, kilisede kürsüsünü bana bıraktıktan sonra bir de ayin çıkışı bir kutlama daha ayarlamıştı. orada da soyadımla kutlar artık. çok kızdı…

always.

“bitti sanırsın, gitti sanırsın ama o hiç beklemediğin anda daha güçlü olarak karşındadır” umarım bugün bunu hatırlarsın becca. çünkü seni gerçekten çok seviyorum. düşündüğümden çok daha kötü kalktım dün antipsikotik alıp yatınca. ayılamıyorum şu an. neşelenmek için bilgisayarın karşısında en komik bulduğum şeyleri izliyorum. hiçbiri komik gelmiyor. galatasarayın gollerini izledim. hiçbiri zevk vermedi. kalbim yine…

#35

bu sabah sadece dm’leri değil, whatsapp, facebook, instagram’larını da açmıyorum doğum günü mesajlarımı cevaplamak için. hatta utanmasam genel bir teşekkür mesajı yazar yollarım hepsine. tabiki 1-2 saat sonra kendime gelince böyle yapmayacağım ama ilk önce bu yazıyı yazmam gerek… dün akşam beyzbol maçımız yağmur yüzünden iptal oldu. plan önce maçı oynayıp sonra bize gelerek doğum…

june 13.

insanlar büyüdükçe yaş günlerini kutlamak istemezler, yaşlılık onlara hüzün verir. bana vermez. yaşlandıkça mutlu olurum ben. 1 yıl daha hayattayımdır. hala buralardayımdır. zaten kesilecek pastaları ve hediye alacağım oyuncakları da çok severim. hiç büyümemenin işime yarayan nadir günlerinden biri bugün. aslında yarın ama benim için daha çok bugün… hep annem beni 13 haziran’da doğurmayı başarabilseydi diye…

howdy.

hayatımın en ilginç günlerinden biriydi. twitter’da paylaştığım gibi sabah müslüman mezarlığında ölen bebeği, öğleden sonra da arkadaşımız david’i toprağa verdik. normalde ben beni çok aşan bir konu olduğu için cenaze işlerine bakmıyorum, hatta cenazelerin olduğu gün kiliseden bile kaçıyorum, ana konum mülteci çocuklar ama böyle yürümüyor genelde, herkesin birbirine yardım ettiği bir konu oluyor çalıştığımız…

astral seyahat – geçmişe zaman yolculuğu- kitap teorisi (3) – kapılar.

bu sabah elim kalbimin üzerinde içimi kaplayan nedensiz bir huzur ile uyandım. aslında böyle uyanmamalıydım. dün kötü bir gün geçirdim. kötülüğümü hiçbir şekilde istemeyen ama bir miktar da olsa altında ezildiğim güçlerle çevriliyim. bunlardan biri olan eşim, bundan sonra ilaçlarını 9.30’da verdiğimde gözümün önünde içeceksin dediğinde, içime basan sıkıntıyı şu an tarif bile edemem. bir…

sheep may safely graze.

kadınlardan ve salı günlerinden çok çektim… salı günlerini hiç sevmiyorum, neden sevmediğimi de bilmiyorum ama hayatım boyunca hiçbir salı günü kendimi iyi hissetmedim. bu sabah eşim de huysuzdu, aslında ben onun niye huysuz olduğunu biliyordum. dün gece 10’da yatağa girmemiştim, ışığım gece 1’e kadar yanmıştı. alakası yoktu ama bunu biraz “ohh eeg’m iyi çıktı, yaşasın…

renewal.

lego’nun tüm oyunlarında bir bölümde 1 milyon altın topladığınızda “true believer” olursunuz ve o sırada stan lee birden ortaya çıkararak “excelsior” diye bağırır. az önce işten dönerken beynimde bu sözcük yankılanıyordu… 35 yaşıma kadar sürekli düşmemeye çalışmayı denemiştim, şimdi düştüğümde daha hızlı nasıl kalkarım daha mantıklı geliyor. şu an bunu deniyorum. işe yarıyor gibi. dün…

hep 5 yaşında. (bloğumun 1. yaşgünü)

1 yıl olmuş buraya bu isimle demir atalı. başlarda eski kullanıcı adıma geri dönerim bu kullanıcı adıyla tutunamam diye düşünüyordum. kimseler yazılarımı okumuyordu. düşündüm de, şu anda bulunduğum noktadan çok mutluyum. beni okuyan herkese teşekkür ederim! tekrar tekrar. hatta saçma sapan dm’ler gönderenlere de teşekkür ederim, dalga bile geçseler yazımı zaman harcayıp okudukları için. umarım…

june 9.

tüm düşünme fonksiyonlarımı yitirmiş gibiyim ama çok iyi geldi nörodol alıp daldığım öyle uykusu. cennette gibiydim uyandığımda. kalkınca da daha sakinleşmiş bir biçimde yazı dersi aldığım hocayla durumumu konuşup kapıldığım paniği anlattım. o da sıkıntı harfte değil, teknikte, tekniği oturtmaya çalışıyoruz dedi. istersen harfi değiştirelim farketmez, şu an tekniği öğreniyorsun, teknik oturduğunda hepsini güzel yazacaksın…

vow.

bazen bilmeden de olsa evrene yardım çağrıları gönderiyorum. aslında bunu yapmak istemiyorum ama bir şekilde beni sevenler bunu algılıyor. hocamın a’ları beğenmemesinin ardından benim de yeniden yazdığım her satırı beğenmemeye başlamamla derin anksiyete nefesleri alırken eşim durumu farketmiş, hadi gel senin sincabı arayalım sokağımızın arka bahçelerinde diye kandırıp dışarı çıkarmıştı beni. gene de iyi olamamıştım….

true colors.

bugün büyük bir heyecanla kalkıp el yazısı ödevlerimi yaptım. yaparken çok şeyi düşündüm. geçen sene bu zamanlar, onun doğum gününü kutlayıp kutlamak istediğimi bilmiyordum. ama seattle’dan grand rapids’e dönerken nadya’nın instagram’da paylaştığı bu işi görünce yere inmemizi bile beklemeden uçakta satın aldım ve ona doğum gününde göndermeye karar verdim. çünkü en sevdiğim renkte yapmıştı bunu…

35.

az önce lego oynarken yaş günüme sadece 1 hafta kaldığını farkettim. 35. yaş günüme bir hafta… yedi veya sekiz yaşımda annemin müzik zevkine tabiyken “atilla atasoy” adında bir adamı dinliyordum. bu adamın 35 yaş ile ilgili bir şarkısı vardı, şarkıyı internette hiç bir kaynaktan bulamadım ama şarkı 35 yaşında hala aklı başına gelmemiş birini anlatıyordu….

there she goes again.

dünkü aldığım sevinçli haber daha iyi bir zamanda gelemezmiş sanırım, bana verdiği motivasyonla bugün yazın yapmayı düşündüğüm tüm hayallerin temelini attım. arkadaşıma yazmayı düşündüğüm kart için ilk yazı dersimi tamamladım, çocuklar için yapmayı planladığım youtube kanalı için gidip ses kayıt cihazını ve ilk seslendirmek istediğim kitabı aldım, aslında yazı dersleri için birkaç şey almaya gitmiştim…

mjöllnir.

bugün kesinlikle o gün! thor’un çekicini kaldırıp gökten şimşekleri toplayıp yere vuracağım! eğer dışarıda rüzgar yoksa gölün etrafında bisiklete binmeye gideceğim. sonra ilk yazı dersimi alıyorum bugün. 31 temmuz’a kadar gece gündüz çalışacağım diyordum ama düşündüm de o posta en az 1 haftada gider, yani o kadar bile zamanım yok, benim bu kartı en geç…

good news!

sabahki yazımı girdikten 10 dakika felan sonra yorumlara bile bakamadan telefonum çaldı. arayan eşimdi, 1 saat içerisinde doktorumun randevu verdiğini ve çıkan eeg sonucumuzu konuşmamız gerektiğini söyledi. hayat sanki sabahki yazdığım gibi gel canım dövüşelim, ağzını burnunu kırayım ben senin diyordu… hayır gelmek istemiyorum, bugün olmaz, becca’nın doğum günü bugün, ofiste kutlayacağız öğle arasında, bırak…

astral seyahat – geçmişe zaman yolculuğu – kitap teorisi. (2)

bu yazının daha önce sizden gelen sorular üzerine şekilleneceği, benim de yeni keşfettiğim ve henüz uzmanlaşmadığım bir alan olduğunu yazmıştım. ben zaten bu konularda her zaman, düşüncelerimin değişebileceğini ve benim böyle yorumladığımı yazıyorum. yine soruları birbirine ekleme yoluyla yazıcam, yani direk soru paylaşmıyorum. üzerine alınmasın kimse. soru: neden geçmişe zaman yolculuğu ihtiyacımız olsun? katolik öğretilerden…

june 5. (progress)

sonunda iyileşiyorum. 1 saat önce uyandığımda boğazım artık acımıyordu. hemen evdeki küçük battaniyelerden birini sırtıma geçirip komşumuz gail’in evine gittim, resmini göstererek benim elemanı gördün mü diye. onların çiftleşme mevsimi, arka ormandalar hepsi gelip gidiyorlar daha bu sabah gördüm diyince hem mutlu oldum hem şaşırdım. bu dünyada tek sevişmeyen varlık ben miyim ya, sincap bile…

june 5.

“13 haziran 1984 günü öğle saatlerinde başlayan ama 14 saatte tamamlamayan doğumum sonunda kalp atışlarım durmuştu ve annemin karnından alınmaya karar verilmiştim. bir şekilde istenildiği gibi gitmemişti. annemi öldürmeyeyim diye ameliyata almışlardı ikimizi. ama o sırada beklenmedik bir şey oldu, annem sancım var dedi. mümkün olamaz çocuk öldü, dediler. hayır, bu çocuk yaşayacak diyip tüm…

june 4.

dün doktor raporu yazarken içimden ohh ne güzel insanlar türkiye’de bayramı kutlarken ben de ruhen onlarla olur günlerce playstation oynar, bisiklete biner, yazı derslerime başlarım diyordum… bugün anladım ki boşuna yazılmamış bana o rapor. gözümü açamıyorum resmen. üşüme hissi de hiç kaybolmuyor, bugün tek yapabildiğim şey yarım saat lego oynamak oldu. oynarken kötü hissedince yukarı…

quinsy.

hiçbir hastalıktan korkmam ama sonu penisilin ile bitecek bademcik iltihabından korkarım. birkaç gündür hem kendimi hem çevremdekileri kandırmaya çalışıyordum bu yüzden, daha iyiye gidiyorum diyordum sürekli. aslında gitmiyordu ve hiç geçmemişti. ateşim de hiç düşmemişti zaten. akşamları tüm battaniyeleri üst üste dizip altında zar zor nefes alacak şekilde yatıyordum. normalde eşim de ben de doğa…

totems of the grizzlemaw.

katolik kilisesinde eğitildiğim öğretilerin birinde emek harcanmadan verilen sevgi, gideceği yere asla ulaşamaz diyordu. sevgi denilen “seni seviyorum” kelimesinden çok daha fazlası olmalıydı, hakkını veremezseniz bu cümleyi kurmanızın hiçbir anlamı yoktu. dün yorucu birgün geçirmiştim, becca’nın bu sabah kiliseye gelmesini beklediği en son kişiydim bu yüzden. zaten hasta, ertesi gün iş de var. kendini şu…

june 1.

lazarus’un gittikten sonra bile sesinin kulağımda çınladığı gecelere bayılıyorum… bu sabah geçen hafta hayal kırıklığına uğrattığım arkadaşımı mutlu etmek için elimden gelenin fazlasını yapmam gerekiyordu. normalinde akşamları bize bazen uğrarlardı, bazen de daha kalabalık da olurduk ama yiyecekleri hep dışarıdan alırdık. bugün ilk defa türk usulü bir şeyler yapmaya karar verdim. ama bunun için evinde…

31.

bugün boş attığım yazılarımda birinde 05/31/31’i görünce dedim bu akşam da bir şeyler karalamadan geçmeyeyim. şu an uykuya dalamayıp okuyan kim varsa herkese sevgiler. uykuya geçmek için masalınız geliyor… daha önceki yazılarımda dini görüşüme değinmiştim ama bugün kadir geceniz kutlu olsun diyince biraz sitemli mesajlar aldım, kadir gecesi kutlanmıyor diye. valla ben ne bulursam kutlarım….

thirty-first.

uyursam kabustan aklımı kaybedeceğimi bildiğim için yatamıyorum. sanırım 30 yıllık arabanın kliması dağıttı beni. içinde nasıl organizmalar varsa şu an ateşler içinde yanıyorum. aslında biraz benim hatam bu araba işi, ne istediğime karar veremedim. türkiye’den ayrılırken sattığımız kırmızı beetle’ımı geri istemiştim. “üstü de açık olsun istersen yazın birkaç gün kullanırsın” dediğinde eşim, o arabanın yeniden…

skymiles.

bu hayata ne gönderirseniz hayat da size onu geri fırlatıyor. hem iyi hem kötü anlamda. bugün hasta halimle kendimi zorlayıp anlayamadığım hukuk metini bir şekilde çözümledim ve bu işin içinden zarar gören mülteciyi nasıl çıkarabileceğimi buldum. faturayı gönderdiğim hastaneyi aradığımda da böyle bir şeyin mümkün olduğunu söylediler. öyle mutlu oldum ki. becca’yı arayıp evde çalıştığımı,…

başka bir şey.

yazılarımda bridget jones hissiyatı verebiliyorsam ne mutlu bana. en sevdiğim film serisinden biridir, çok az film izlerim ama izlediklerimi defalarca kere izlerim. kendimle çok özleştirdiğim bir karakterdir. bridget jones’u da en az 30 kere izlemişimdir. dün kötü bir gündü ama bugün güzel geçti. eşim sabah gelip özür diledi, ben de diledim. dün akşam küs yatmıştık,…

define dancing.

ne zaman güne, thor’un gökten şimşekleri toplayıp yere vurması gibi başlayacağım desem o gün çekici kaldıramıyorum. herhalde dünkü anma günü şenlikleri de biraz neden oldu buna. böyle eğlenceli günlerin ardından büyük bir yıkım oluyor sonraki gün. hiçbir şey yapasım gelmedi. motivasyonum sıfırdı. bugün insanlığa tek katkım geri dönüşüm yığınımı çocuklara vermek oldu. burada yaz aylarında…

astral seyahat – geçmişe zaman yolculuğu – kitap teorisi.

düşündüm de bu işlere madem bu kadar kafa yoruyorum, benim de kendi adıma bir teorim olsun, onu bilimsel yöntemlerle analiz edip araştırayım. buraya yazmak istememin nedeni ise, gelecek sorularla daha çok üzerine düşünüp daha da farklı şeyler bulmak. o yüzden ilk yazım daha çok giriş yazısı olacak, sonraki yazılar daha çok sizden gelen sorularla şekillenecek…

i love you laz.

hayal ettiğim gibi uzun uykulara dalabildim sonunda. 2 gün. rüyasız, insansız, sadece mutlak uyku. başka hiçbir şey yok. ve tek bir düşünce bile yoktu uyandığımda kafamda. huzurlu ve mutluyum. sanırım iki gündür sürekli devam eden gök gürültülü sağanak yağış da biraz yardım etti buna. beyaz sesleri çok seviyorum. ama içlerinden en çok gökgürültüsü ve yağmur…

memorial day.

kesinlikle geri kalan hayatımda tek bir yalan daha söylemeyeceğim… inanması zor ama becca bu ceza ile hakkımdan geldi. 3 gündür gündüz ofiste akşam mutfakta çalışarak öyle yoruluyorum ki olduğum yerde düşüp bayılasım, kendimi olduğum yere bırakasım geliyor. oh en azından yarın son. sonra memorial day tatili giriyor. salıya kadar iş yok. pazar günü kiliseye bile…

may 20.

tüm gün kafama thor’un çekicini yemiş gibiydim. cuma günleri nörodol yardımı almak hiç gerçekçi değil. belki 2 haftada, 3 haftada ya da ayda bir ama kesinlikle her cuma değil. galatasarayın şampiyonluğuna bile sevinemedim. tüm günde duvar gibiydim. insanlara hiç gülmedim, kimseyi düşünmedim, kalbimin sesini hiç duymadım. ama tüm sorumluluklarımı yerine getirdim, hatta yarın sabah da…

may 19.

şampiyon olduk ama ben karşılaşmanın ikinci yarısını izleyemedim. ilk yarısında ağlamaya başlayıp kötüleşince eşim nörodol verdi. kaldıramadım yani bu heyecanı yine. neyse en azından herhangi bir kriz geçirmedim. uyudum 4-5 saat. sadece herhangi bir şey hissedemiyorum şu an, ne sevinç ne heyecan. tüm hislerim kaybolmuş durumda. iyi de oldu sanırım dün gece gene zaman yolculuğu…

the end of a journey.

yarın annemler gidiyor. onları şikago’ya götürüp biraz gezdirdikten sonra yolculayacağım. geldikleri için ne kadar mutlu olduysam gittikleri için o kadar üzüleceğim sanki. kesin ağlayacağız da. ayrılırken hep ağlıyoruz zaten… ama burada başka iyi haberlerim var. birkaç gün önce yine eeg çektirmiştim, annemler geldiğinde onlarla doktora gidip konuşabileyim diye. epilepsi geri gidiyor. bir öncekinden de daha…

back to april 2017.

bir yazı gelse de okuyup uyusam diyen herkese mutlu geceler ve merhaba! aslında son geriye gidişimden sonra uzun bir süre bu şeylere uzak kalmak istiyordum ama bu aralar çok mutluyum ve mutluluk ve huzur da ekstra yardım ediyor bu olaya sanırım… 2017 nisan ayı’nın ilk günleri. o güne ait elimde net veriler olmadığı için gün…

totally fine.

haftaya kötü başladım ama sakinleştim ikinci gün itibarı ile. her şey dün sabah işe gitmek için kurutma makinasından gömleğimi almaya çalışırken başladı. nasıl oraya girdi bilmiyorum ama bir çikolata kurutma makinesine girip erimiş tüm beyaz kıyafetlerimizi mahvetmişti. o kadar kötüydü ki eşim komik aksanı ile “allah belanı versin çocuk kalpli” diye bağırdı. ya bu ev…

declare war.

baharın ve ailemin gelmesiyle aynada mutlu birine bakıyorum bugünlerde. yüzümü güldürdüler. çok yoruluyorum aslında, işe gidiyorum işten geliyorum onlarla zaman geçiriyorum, 5 dakika telefona bile bakamıyorum ama çok mutluyum. işe özellikle gidiyorum istesem izin alırım ama annem beni iyi görsün istiyorum, tüm gücümle zorluyorum. güçlü görünmeye çalışıyorum. ama dün sabah iş yerine geldiğimde masamda uyuyordum…

back to 10.14.2014

darmadağın oldum… birkaç gün önce lazarus ile uyurken annemi hatırlamıştım, bu yüzden annem gelir gelmez ilk işim onunla uyumak oldu. huzurlu ve güvende hissetmeye ihtiyacım vardı. geçen hafta gerçekten çok zorladım. ama huzurlu hissetmiş olacağım ki, aylardır gitmeye çalıştığım 2014 yılında buldum kendimi. zamanda ilk defa istediğim bir yere gittim. yani tam olarak o güne…

spring is officially here.

öyle kötü bir hafta geçirmiş olmalıyım ki, ardından bugün sanki dünyanın en huzurlu günü gibi geldi bana. halbuki sıradan bir bahar günüydü, akşam doğum günü partisi verip ertesi gün de annemleri almaya şikago’ya gideceğimizden eşimle erkenden kalkıp evi temizledik, sanki savaşa giriyormuşuz gibi mutfağımızı alışveriş ile doldurduk. sonra devamında sevdiklerimizle harika bir akşam geçirdik. şu…

childhearts always come back.

bugün eşim odama gelip, senin için odanın duvarına yaptığım uçaklı bulutları beğendin mi dedi. evet nasıl yaptın diyince, 2-3 saatimi aldı teker teker yapıştırmak dedi. beni bu kadar mı çok seviyorsun dediğimde, hayır daha büyük fontlarla yatağının üzerine de “çocuk kalpliler her zaman geri dönerler” yazdığımda anlayacaksın asıl ne kadar sevdiğimi, dünyanın en zor işi…

it’s over.

bazen daha fazladır her şey, benim içinse bazen çok daha fazladır… dün uyku basınca bebeğin yanına uzandım, o an öyle bir huzur kapladı ki bedenimi sanki bebeğin yanına yatan ben değildim, benim yanımda yatan annemdi bense bebektim. direk bu ana geri götürdü yanımda yatan bebek beni. sonra telefonumun ekranının parlaklığını kısıp annemin biletine bakmak istedim,…

may 2.

şimdi farkettim aslında bir şeyler çok göstere göstere gelmiş, kışlar hep çok zor geçer benim için zaten, çok konuşurum, çok yazarım ama son zamanlarda günde 2 tane yazı girecek kadar ihtiyacım olmuş sustuklarımı haykırmaya. bu sildiklerimi göstermeyen sayılarım: görünen o ki çok zor bir kış olmuş. mayıs’a kadar her ay biraz daha zorlanmışım. yazarak kendimi…

shore.

sonunda kıyıya vurup paramparça olmuş bir dalga gibiyim bu sabah… dün gece körkütük sarhoş gibiydim, eşim maksimum 20 damla damlatması gereken ilacı panikle göz kararı ayarlamaya çalışıp birden boşaltmış içeceğime sağolsun. hala kendime tam gelebilmiş değilim. az önce markete çilek almaya gittiğimde arabamı garajda çöp ve recycle kutularımıza vurdum. allah belanı versin törtıl. gerçi doğru…

relaxed.

tüm gün uyudum, şu an bari birkaç saat de olsa ayık kalayım diye çabalıyorum yoksa 1 mayıs’ı da oynanmamış sayılan süreye ekleyeceğim… sakinleştirici ilaçlardan benzoların en büyük özelliği toleranslarının çok hızlı yükselmesidir. en son 15 gün önce galatasaray-fenerbahçe maçından sonra benzo iğnesi (klonezepam) olduğumda kısa zamanda tekrar ihtiyaç duymayacağım düşünülüyordu. tabi öyle olmadı, ben yine…

mardy.

lanet olsun… aslında maçı izlemeyecektim, hiç etik değildi işyerinde maç takip etmek ama ilk yarı bittiğinde hala gol gelmeyince dayanamayıp açtım telefonumdan gizlice. kazamadığımızda zaten üzülüyorum ama bir de hakkımız yendiğinde sinirimden, hırsımdan kuduruyorum, dünyanın en kötü insanına dönüşüyorum böyle. allah belanızı versin. liginiz de futbolunuz da yerin dibine batsın… maç bittiğinde her zamanki gibi…

seriously?

kendimi hiç ummadığım bir haftasonu içinde bulmuş gibiyim. böyle allah belamı verdi sanki. öncelikle arkadaşım belgrad-istanbul seferinin rötar yapması sonucu istanbul-şikago uçağını kaçırdı ve gelemedi. daha da kötüsü bana kaçırdığı an söylemedi, çünkü bir ümit şirketinin başka bir sefere uçağa bileti alacağını ve yine geleceğini düşündü. ben de sağlık durumum nedeni ile cuma günü erkenden…

april 25.

dünyadaki en iyi aynanın bile gerçek görüntüyü %80 absorbe ettiği söylenir. yani bu, aynada gördüğümüz görüntünün, gerçek görüntümüzün %20’si olduğunu bize anlatır. biraz daha rahat bir dille, kendimizi aynada tam anlamıyla göremiyoruz aslında. ne kadar iyi göründüğümüzün farkında değiliz. ben bunu astral seyahat yaptığım ilk yıllarda keşfetmiştim. kendimi ilk gördüğümde, aman tanrım ben güzelmişim meğer…

lazarus.

öncelikle uyumayan, çocuk kalpli bir yazı sallasa da okusam belki uykum gelir diyen herkese merhaba. işte geliyor yine yazınız… (az sonra paylaşacaklarım +18’dir, yaşı tutmayan varsa lütfen çıksın gitsin. küfür felan da yazasım var zaten bugün) amerika’da yaşamak her sabah uyandığınızda türkiye’den sürpriz bir mesaj almanız demek. bu sabah bir arkadaşımın “şikago’da toplantım var pazartesi, ben…

happy children’s day.

bugün tahmin edebileceğiniz gibi benim bayramım. çocuk olanların, çocuk kalanların bayramı. bir şeyler yazmadan güne başlamak istemedim, aslında biraz da bahane arıyorum, becca gittiğinden beri çok üzgünüm, yokluğunu iliklerime kadar hissediyorum bu sabah. hava da kapalı, tam hiçbir şey yapasım yok günü bugün. dün akşam çok güzeldi ama, bahçe kapımızı açtık, merdivenlere oturup çıplak ayaklarla…

true believer. (april 22)

çok uzun bir gün oldu. çok fazla duyguyu içinde barındıran. uzun bir yazı olabilir bu, uykusu kaçanlar doluşsun hehe. aslında güne sabah iyi haberlerle başladım. 1 aylık çabalarımızın sonuç vermeye başladığını gördük eeg’lerimde. hala sıkıntı var ama 1 ay öncekine göre nerdeyse yok denecek kadar az. ilaçlarıma düzenli uyku, düzenli iş, spor ve kafeinsiz alkolsüz…

easter.

bir noel değil ama paskalya bayramının da hayatımdaki yeri bambaşkadır. iyi şeylerin müjdeleyisidir, noel daha güzeldir ama kalıcı değildir, noel’den sonra yıkım vardır, paskalyadan sonra ise umut. harika bir gün. her ne kadar yine dayanamayıp tüm sabahı twitter’da maç yorumlarına ve skorlara çaktırmadan bakarak geçirsem de buna değmiş gibi hissediyorum. her zaman şampiyonluğa oynarız ama…

ecclesiastes.

evrendeki en optimist insan değilim ama bazen başıma gelen kötü şeylerin aslında olması gerektiğini düşünürüm. iyi şeylere göre çok daha eğitici, yol göstericidir. bu hafta anladım ki ben sakinleştirici olduktan sonra aslında kalkıp çalışabiliyor, hayatıma devam edebiliyormuşum. öyle günlerce yatmam gerekmiyormuş. kalkıp mücadele ettim. ben bunu hiç yapmazdım, umrumda bile olmazdı. demek ki artık ben de…

everything is still awesome.

her insanın zihninde yankılanan ona yaşama gücü veren bir şey vardır ya, benim bundan iki tane var. biri tevrat’ta diğeri kuran’da yazılı. bu sabah kalkmak çok zordu, çok güçsüzdüm ama yapmak zorundaydım, bir şeyler iyi gidiyor, her şey başa dönmedi aslındayı ispatlamam gerekiyordu. tevrat’ya yazılanı okuyarak güne başladım.  “Böylesi akarsu kıyılarına dikilmiş ağaca benzer, Meyvesini…

coming back.

ne zaman çok iyiyim, çok süperim, her şey çok güzel desem o günümün ertesi mutlaka bir hastanede sonlanıyor. pazar günü bir şekilde eşimi ikna edip benimle maç izlemesini sağladım. maç sırasında ani bir heyecanlanma görürsem kapatırız televizyonu dedi. bu yüzden maç boyunca heyecanlanmamış gibi yapmaya çalıştım, hiçbir tepki vermedim gole kadar. golü bulduk, sonrasında olanları…

xnx – happy end.

yorumlara, mesajlara tüm tıklamalara ve paylaşımlara çok teşekkür ederim. en basit sınıf madde bağımlılığı bile olsa böyle acılı bir süreç yaşattı bana. diğerleri için daha çok emek gerekecektir, umarım bu yazı böyle de dikkate alınır çünkü %50 kişinin başarısı ise %50’si de ailesinin ve arkadaşlarının başarısı. ilk ay geçtiğinde gerisi daha kolay ilerliyor, her şey yoksunluk…

xnx.

anladım ki cuma günleri iş sonrası benden kimseye hayır gelmeyecek, dün eve geldiğim gibi yatıp, akşam yemeğini bile pas geçerek bu sabaha kadar uyudum. sadece bir kere ilaçlarımı almak için kalktım. ama hala bir gözüm yatakta, bu yazıyı yazdıktan sonra biraz daha mı yatsam diye düşünmüyor değilim. çalışmaya başlamadan önce dm’den gelen mesajlara elimden geldiğince…

past.

hiç olmayan bir gün oldu bu. karanlık gökyüzü ve kar dolu soğuk bir sabaha uyandığımdan sanırım bugün nerdeyse hiçbir şey yapmadım ofiste. halbuki dün ne istekliydim, 2 dakika telefona bile bakmadım. bugün yapmak istediğim çok şey vardı aslında ama bir türlü motive edemedim kendimi. bu kar ve soğuk işi çok kötü oldu. sadece motivasyon sağlaması açısından…