memorial day.

kesinlikle geri kalan hayatımda tek bir yalan daha söylemeyeceğim… inanması zor ama becca bu ceza ile hakkımdan geldi. 3 gündür gündüz ofiste akşam mutfakta çalışarak öyle yoruluyorum ki olduğum yerde düşüp bayılasım, kendimi olduğum yere bırakasım geliyor. oh en azından yarın son. sonra memorial day tatili giriyor. salıya kadar iş yok. pazar günü kiliseye bile…

may 20.

tüm gün kafama thor’un çekicini yemiş gibiydim. cuma günleri nörodol yardımı almak hiç gerçekçi değil. belki 2 haftada, 3 haftada ya da ayda bir ama kesinlikle her cuma değil. galatasarayın şampiyonluğuna bile sevinemedim. tüm günde duvar gibiydim. insanlara hiç gülmedim, kimseyi düşünmedim, kalbimin sesini hiç duymadım. ama tüm sorumluluklarımı yerine getirdim, hatta yarın sabah da…

may 19.

şampiyon olduk ama ben karşılaşmanın ikinci yarısını izleyemedim. ilk yarısında ağlamaya başlayıp kötüleşince eşim nörodol verdi. kaldıramadım yani bu heyecanı yine. neyse en azından herhangi bir kriz geçirmedim. uyudum 4-5 saat. sadece herhangi bir şey hissedemiyorum şu an, ne sevinç ne heyecan. tüm hislerim kaybolmuş durumda. iyi de oldu sanırım dün gece gene zaman yolculuğu…

the end of a journey.

yarın annemler gidiyor. onları şikago’ya götürüp biraz gezdirdikten sonra yolculayacağım. geldikleri için ne kadar mutlu olduysam gittikleri için o kadar üzüleceğim sanki. kesin ağlayacağız da. ayrılırken hep ağlıyoruz zaten… ama burada başka iyi haberlerim var. birkaç gün önce yine eeg çektirmiştim, annemler geldiğinde onlarla doktora gidip konuşabileyim diye. epilepsi geri gidiyor. bir öncekinden de daha…

back to april 2017.

bir yazı gelse de okuyup uyusam diyen herkese mutlu geceler ve merhaba! aslında son geriye gidişimden sonra uzun bir süre bu şeylere uzak kalmak istiyordum ama bu aralar çok mutluyum ve mutluluk ve huzur da ekstra yardım ediyor bu olaya sanırım… 2017 nisan ayı’nın ilk günleri. o güne ait elimde net veriler olmadığı için gün…

totally fine.

haftaya kötü başladım ama sakinleştim ikinci gün itibarı ile. her şey dün sabah işe gitmek için kurutma makinasından gömleğimi almaya çalışırken başladı. nasıl oraya girdi bilmiyorum ama bir çikolata kurutma makinesine girip erimiş tüm beyaz kıyafetlerimizi mahvetmişti. o kadar kötüydü ki eşim komik aksanı ile “allah belanı versin çocuk kalpli” diye bağırdı. ya bu ev…

declare war.

baharın ve ailemin gelmesiyle aynada mutlu birine bakıyorum bugünlerde. yüzümü güldürdüler. çok yoruluyorum aslında, işe gidiyorum işten geliyorum onlarla zaman geçiriyorum, 5 dakika telefona bile bakamıyorum ama çok mutluyum. işe özellikle gidiyorum istesem izin alırım ama annem beni iyi görsün istiyorum, tüm gücümle zorluyorum. güçlü görünmeye çalışıyorum. ama dün sabah iş yerine geldiğimde masamda uyuyordum…

back to 10.14.2014

darmadağın oldum… birkaç gün önce lazarus ile uyurken annemi hatırlamıştım, bu yüzden annem gelir gelmez ilk işim onunla uyumak oldu. huzurlu ve güvende hissetmeye ihtiyacım vardı. geçen hafta gerçekten çok zorladım. ama huzurlu hissetmiş olacağım ki, aylardır gitmeye çalıştığım 2014 yılında buldum kendimi. zamanda ilk defa istediğim bir yere gittim. yani tam olarak o güne…

spring is officially here.

öyle kötü bir hafta geçirmiş olmalıyım ki, ardından bugün sanki dünyanın en huzurlu günü gibi geldi bana. halbuki sıradan bir bahar günüydü, akşam doğum günü partisi verip ertesi gün de annemleri almaya şikago’ya gideceğimizden eşimle erkenden kalkıp evi temizledik, sanki savaşa giriyormuşuz gibi mutfağımızı alışveriş ile doldurduk. sonra devamında sevdiklerimizle harika bir akşam geçirdik. şu…

childhearts always come back.

bugün eşim odama gelip, senin için odanın duvarına yaptığım uçaklı bulutları beğendin mi dedi. evet nasıl yaptın diyince, 2-3 saatimi aldı teker teker yapıştırmak dedi. beni bu kadar mı çok seviyorsun dediğimde, hayır daha büyük fontlarla yatağının üzerine de “çocuk kalpliler her zaman geri dönerler” yazdığımda anlayacaksın asıl ne kadar sevdiğimi, dünyanın en zor işi…

it’s over.

bazen daha fazladır her şey, benim içinse bazen çok daha fazladır… dün uyku basınca bebeğin yanına uzandım, o an öyle bir huzur kapladı ki bedenimi sanki bebeğin yanına yatan ben değildim, benim yanımda yatan annemdi bense bebektim. direk bu ana geri götürdü yanımda yatan bebek beni. sonra telefonumun ekranının parlaklığını kısıp annemin biletine bakmak istedim,…

may 2.

şimdi farkettim aslında bir şeyler çok göstere göstere gelmiş, kışlar hep çok zor geçer benim için zaten, çok konuşurum, çok yazarım ama son zamanlarda günde 2 tane yazı girecek kadar ihtiyacım olmuş sustuklarımı haykırmaya. bu sildiklerimi göstermeyen sayılarım: görünen o ki çok zor bir kış olmuş. mayıs’a kadar her ay biraz daha zorlanmışım. yazarak kendimi…

shore.

sonunda kıyıya vurup paramparça olmuş bir dalga gibiyim bu sabah… dün gece körkütük sarhoş gibiydim, eşim maksimum 20 damla damlatması gereken ilacı panikle göz kararı ayarlamaya çalışıp birden boşaltmış içeceğime sağolsun. hala kendime tam gelebilmiş değilim. az önce markete çilek almaya gittiğimde arabamı garajda çöp ve recycle kutularımıza vurdum. allah belanı versin törtıl. gerçi doğru…